Examples of using Yoğun in Turkish and their translations into English
{-}
-
Colloquial
-
Ecclesiastic
-
Ecclesiastic
-
Computer
-
Programming
Güçlü, uysal, harika bir o kadar da yoğun.
Yoğun bir çekim gücüne ek olarak galaksileri bir arada tutması gerekirdi.
En yoğun olduğu zamanda 1000 kişi burada yaşadı.
Yoğun nöral bilgisayarlar.
Bir buçuk kilometre ötede yoğun bir orman var.
Kanonun yoğun olduğu saatler, değil mi?
Yoğun acının ve tarifsiz sevginin elçisidirler.
Karadeliğin yoğun çekim gücü her şeyi aşağıya doğru çeker.
Çok yoğun ve çok zarif, efendim, söylemem gerekirse. Evet!
Mali merkezler, ulaşımda kavşak noktalar… nüfusu yoğun bölgeler.
En yoğun sezonda bir defada iki,
Yoğun medya ilgisinden yararlanan kişilerden biri de benim.
Bugün sadece çok yoğun bir deneyim oldu.
Ama aynı zamanda yoğun bir acı.- Anne.
Mack günlerinin çoğunu yoğun bir neşe hissiyle geçiriyor.
Bu grup, üzerinde en çok çalışılan yoğun gökada grubudur.
Yaratık formundaki insanlarda bu denli yoğun çakralar bulunuyormuş meğer.
Şimdiyse yoğun bir direnişle karşı karşıyayız.
Yoğun zamanları gördün mü?