GRASPING in Turkish translation

['grɑːspiŋ]
['grɑːspiŋ]
kavramak
to grasp
to comprehend
to understand
realize
to grab
yakalama
to catch
to get
to capture
to grab
seize
to bust
to nail
apprehending
tutunan
clings to
holding
grasping
hanging on
idrak etmesiydi
to fathom
to comprehend
to grasp

Examples of using Grasping in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
hitting grasping and shackling Although ninja weapons could take many forms.
beraber silahları olarak sınıflandırılabilir. fırlatma, vurma, yakalama ve zincirleme.
At stake are regional and global ambitions the history and legacy of the Ottomans, Europe's Muslim emperors. and agendas that cannot be understood without grasping.
Avrupanın Müslüman İmparatorları olan Osmanlıların… tarihini ve mirasını kavramadan anlaşılamayacak olan… bölgesel ve küresel arzular ve gündemler değişime açık durumda.
Grasping hands, long arms to reach distant branches,
Kavrayan eller, uzak dallara yetişecek uzun kollar
Philosopher of science and physicist Henri Bortoft used teaching tales from Shah's corpus as analogies of the habits of mind which prevented people from grasping the scientific method of Johann Wolfgang von Goethe.
Bilim felsefecisi ve fizikçi Henri Bortoff insanların Johann Wolfgang von Goethenin bilimsel yöntemini kavramasını engelleyen zihin alışkanlıklarına analojiler olarak Şahın külliyatından öğretici hikayeleri kullanmıştır.
I started to learn about things by grasping them.
Bazı şeyleri kavrayarak, tatlarını keşfederek, onlara bakarak.
you can move them just by reaching out and grasping.
tıpkı oyuncak küpler gibi. Onları kavrayıp, hareket ettirebilirsiniz.
I don't think you're grasping the magnitude of this package,
Bu paket programın öneminin farkında değilsin sanırım.
I'm not remotely capable of grasping the universe… but clearly there's a spirit… vastly superior to man,
Kainatı anlayacak kapasiteye sahip değilim ama bir ruh olduğu belli insandan oldukça üstün,
She's going through all the money like water, but clever too, cunning. grasping, greedy for everything.
Her şeye rağmen açgözlülüğünü, tamahkârlığını… kurnazca ve zekice saklayarak… parayı su gibi harcayacak.
I'm sorry, we don't have a code for"robot hand grasping a man's penis.
Kusura bakma, bir adamın penisini avuçlamış robot bir el için bir kodumuz yok.
The spider monkey has long limbs and a grasping tail, which enable it to collect the very ripest fruit.
Örümcek maymununun daha uzun kolları ve kavrayan kuyruğu vardır bu sayede en olgun meyveleri toplayabilir.
muscular upper body with proportionately long upper limbs that contribute to its climbing and grasping abilities.
kaslı üst gövdesi ile birlikte görece uzun ön uzuvları tırmanma ve tutunma yeteneğine yardımcı olur.
You have really got it!" he cried, grasping Sherlock Holmes by either shoulder and looking eagerly into his face.
Sen gerçekten var!'' Diye, her iki omuz, Sherlock Holmes açgözlü ağladı hevesle onun yüzüne bakan.
In some types the sides of the baton can be electrified to stop the subject from grasping the baton above the electrodes.
Bazı tiplerinde baton yanları elektrotlar üzerinde baton açgözlü konuyu durdurmak için elektrikli edilebilir.
You have really got it!" he cried, grasping Sherlock Holmes by either shoulder and looking eagerly into his face.
Gerçekten var!'' Diye bağırdı omuzlarından Sherlock Holmes açgözlü ve onun yüzüne merakla bakıyor.
cruel, grasping, evil, manipulative old man.
zalim, tamahkar, şeytani ve düzenbaz biri olduğunu söyledi.
Having permanently left the pouch, it rides on its mother's back for transportation, learning to climb by grasping branches.
Keseden tamamen ayrıldıktan sonra annesinin sırtına tutunur ve dalları kavrayarak tırmanmayı öğrenmeye başlar.
the whiff of profit and self-interest? all those grasping international businessmen.
Tüm bunlar biraz kirli gelmiyor mu Walter, bu açgözlü uluslararası iş adamları.
feel a little grubby, WaIter, all those grasping international businessmen, the whiff of profit and self-interest?
Tüm bunlar biraz kirli gelmiyor mu Walter, bu açgözlü uluslararası iş adamları?
I'm sure she picked up on some subtle clues, like the guy moaning and grasping his ankle.
Bence birkaç küçük ipucundan çıkarım yapmıştır… adamın inleyerek bileğini tutması gibi.
Results: 60, Time: 0.0726

Top dictionary queries

English - Turkish