OCCUPIED in Turkish translation

['ɒkjʊpaid]
['ɒkjʊpaid]
meşgul
busy
engage
occupy
işgal
invasion
occupation
invade
occupy
conquered
overrun
dolu
full
hail
fully
a lot of
load
filled
packed
occupied
oyala
stall
to distract
hold
of diversion
keep
divert
ele
to eliminate
sift
to sieving
it took
i̇şgal
invasion
occupation
invade
occupy
conquered
overrun
meşgulüm
busy
engage
occupy
işgali
invasion
occupation
invade
occupy
conquered
overrun
işgalindeki
invasion
occupation
invade
occupy
conquered
overrun
meşgulken
busy
engage
occupy
oyalamaya
stall
to distract
hold
of diversion
keep
divert

Examples of using Occupied in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
British occupied India. March, 1934.
Mart, 1934. İngiliz işgali Hindistan.
Broadcasting live to the occupied zone.
İşgal bölgesinden canlı yayındayız.
With you here and seemingly occupied.
Buradayken ve görünürde meşgulken.
And Michael decided that he better keep Kitty occupied with a man.
Micheal, Kittyyi bir adamla oyalamaya karar verir.
German Occupied Territory.
Alman İşgal Bölgesi.
Broadcasting live to the occupied zone.
Canlı yayındayız İşgal bölgesinden.
Ken left his sister, became one of the most successful yakuza in occupied Tokyo.
Ken ablasını terk etti. İşgaldeki Tokyonun en başarılı yakuzalarından biri oldu.
Became one of the most successful yakuza in occupied Tokyo. Ken left his sister.
İşgaldeki Tokyonun en başarılı yakuzalarından biri oldu.
It's a bit of a blessing since we have all been… so occupied.
Aslında Tanrının bir lütfu bu bize, çünkü hepimiz çok meşgulüz.
Tristan and Lucien kept us occupied here while they hunted Rebekah.
Onlar Rebekahın peşindeyken, Tristan ve Lucien bizi burada oyaladı.
Knoxville's incredible nut shots, that occupied some time.
Knoxvillein inanılmaz kasık vuruşları bizi bir süre oyaladı.
In other occupied countries, the Germans are said to be ruthless.
Almanların diğer işgal ettikleri ülkelerde oldukça acımasız oldukları söyleniyor.
How's life in occupied Prague, Marie?
İşgâl altındaki Pragda yaşam nasıl Marie?
The demonstrators occupied the airport and tried to force the PM to step down.
Göstericiler havaalanını işgal ettiler ve başbakanı istifaya zorluyorlar.
Now, you have exchange controllers, right within occupied Europe.
İşgal altındaki Avrupanın tam göbeğinde kambiyo kontrollerine sahiptiniz şimdi.
The civil service and police of the Vichy regime in occupied France actively collaborated in persecuting French Jews.
İşgal altındaki Fransayı yöneten Vichy rejimi, Fransız Yahudilerin zulme uğramaları için yardımcı oldu.
When the French occupied us they stabled their horses in the church.
Fransızlar bizi işgal ettiğinde atlarını kiliseye bağladılar.
On Sundays, her neighborhood became occupied territory under siege to children.
Pazar günleri, etrafı çocukların işgal ettiği bir alan haline gelir.
The day the Germans occupied Paris.
Almanların Parisi işgal ettikleri gündü.
No. How's life in occupied Prague, Marie?
Yok. İşgâl altındaki Pragda yaşam nasıl Marie?
Results: 740, Time: 0.1371

Top dictionary queries

English - Turkish