RELIVING in Turkish translation

[ˌriː'liviŋ]
[ˌriː'liviŋ]
tekrar yaşamak
to relive
to live again
to experience again
repeating this life
yeniden yaşamak gibi
reliving
like living again

Examples of using Reliving in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
You say that you keep reliving the same thing over and over.
Aynı şeyleri tekrar tekrar yaşayıp durduğunu söyledin.
Reliving your past!
Geçmişini yaşıyoruz!
Reliving your childhood?- Yeah.
Çocukluğunuz mu canlandı?- Evet.
I can imagine for both of you it must have been like reliving the nightmare.
Sizin için aynı kabusu yeniden yaşamak olduğunu tahmin edebiliyorum.
Sweetheart, following in your mother's footsteps is not about reliving her life.
Tatlım, annenin bıraktığı izlerden gitmek onun hayatını yaşamak demek değil.
Reliving your glory days? Thank you.
Zafer günlerini mi hatırlıyorsun? Teşekkürler.
Seeing you two together again was like reliving my entire childhood.
Sizi tekrar beraber görmek çocukluğumu yeniden yaşamak gibiydi.
You just sit, living and reliving other lives left behind in the thought records.
Düşünce kayıtlarında kalan başka yaşamları yeniden yaşayıp duruyorsun.
Yeah. Reliving your childhood?
Evet. Çocukluğunuz mu canlandı?
And reliving traumatic memories. But neither is reading through your murderous brother's journals.
Ama ikisi de okumuyor katil kardeşinin dergileri ve travmatik anıları yeniden yaşamak.
We just spent four hours reliving our past.
Daha henüz dört saati geçmişimizi tekrar yaşayarak geçirdik.
Reliving my days of yore.
Eski günlerimi yeniden yaşıyorum.
But they didn't spend a lot of time reliving the glory days.
Ama o eski şanlı günlerini yad etmeye çok vakit harcamıyorlardı.
But then I had to keep reliving the experience in depositions
Ama sonra mahkeme de ve duruşmalarda bu deneyimi tekrar yaşamak zorunda kaldım.
I'm not sure that I understand-- lt say why she didn't tell me about reliving days?
Anladığını sanmıyorum-- Neden günleri tekrar yaşadığını bana söylemediğini? Ya da bunu yapabildiğini?
I don't think I live one day… without reliving that moment, imagine how… how he must have felt… during those last few seconds of life.
Sanırım hayatımda o olayı, o anı tekrar yaşamadığım bir gün olmadı, düşünsene… Hayatının son bir kaç… saniyesinden neler hissetti kimbilir.
Win or lose, I plan on reliving that night we had. Wh.
Ben yaşadığımız o geceyi tekrar yaşamayı planlıyorum, Kazan ya da kaybet, sen benim ayak parmaklarımı tekrar emeceksin.
And then just reliving the same day. Honestly, all I remember is suddenly being in my bathroom.
Ve sonra aynı günü tekrar yaşadım. Tek hatırladığım, banyomdaydım.
After the flash, you found yourself back here, reliving the moments leading up to the mission.
Parlaklıktan sonra, kendinizi burada buldunuz, göreve giden zamanı tekrar yaşadınız.
The point I'm labouring to make here is that when I see an old athlete reliving his glory days on TV, I can't help but feel sorry for him.
İzah etmeye çalıştığım nokta şu ki ne zaman eski bir sporcu TVde ihtişamlı günlerini tekrar yaşasa ona acımadan yapamıyorum.
Results: 81, Time: 0.0571

Top dictionary queries

English - Turkish