SEARING in Turkish translation

['siəriŋ]
['siəriŋ]
dağlayan
cauterize
searing
dağlayıcı
searing

Examples of using Searing in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
In youth's searing light.
Gençliğin kavuran ışığında.
Searing pain.- Did you hear it snap?
Yakici bir agri. Çatirti sesi duydun mu?
I have fell that searing pain.
O keskin acıyı hissetmiştim.
J-Just searing abdominal pain
Sadece keskin karın ağrısı
These searing events would have a profound impact on his outlook and his personality.
Bu acı olaylar bakış açısında ve kişiliğinde derin etkiler bırakmıştır.
And searing anger.
Öfkeden kızarmıştı.
Flash of light, searing pain, then!
Işığın parlaması, çok büyük bir acı ve sonra püf!
Flash of light, searing pain, then.
Bir ışık çakar, anlık bir acı ve… puf.
Tolstoy… searing… brain.
Tolstoy… beynimi… yakıyor.
Oh, yes. And my body melts from your searing kisses.
Evet ve vücudum yanan öpücüklerinle eriyor.
It seemed to be saying,"Your photography is so honest,"so searing, so implicit with meaning, we can't take the risk"of you accessing freedom of expression.
Şunu demek istiyorlardı,'' Fotoğrafların çok dürüst çok yakıcı, anlamlarını çok imalı bu riski alamayız, ifade özgürlüğüne müdahale edemeyiz.
For even through this searing pain, I am at peace,
Bu yakıcı acının pençesinde
and not the searing pain in your balls. Guards!
testislerindeki dağlayan acıyı değil. Muhafızlar!
As an alpha, you have that bit of extra, That spark intensifies the color of your eyes From a bright yellow into a searing red.
Bir Alfa olarak senin biraz daha fazlan var. Gözlerinin rengini parlak sarıdan yakıcı bir kırmızıya dönüştüren o kıvılcım.
and not the searing pain in your balls!
testislerindeki dağlayan acıyı değil. Muhafızlar!
On Earth, there is life at every extreme-- searing heat, crushing pressure, total darkness.
Dünyada en uç noktalarda bile yaşam var. Yakıcı sıcaklıklarda, ezici basınçta, zifiri karanlıkta.
grilling, searing or broiling, whatever the hell that is.
ızgara ve karıştırma,… dağlamak, kavurmak ve benzeri de olmayacak.
One little one begins to walk blindly away into the searing heat and his parents can only look on in despair.
Bir yavru kavurucu sıcağa doğru körü körüne yürümeye başlıyor ve ebeveynleri umutsuzluk içinde seyretmekten başka birşey yapamıyor.
Ten million years later, the searing hydrogen core of the fledgling star soars past 18 million degrees, and something incredible happens.
Milyon yıl sonra yavru yıldızın yanan hidrojenden oluşan çekirdeği 18 milyon dereceyi geçer ve inanılmaz bir şey gerçekleşir.
It was blocked… until- I cleared a path through the burning wreckage and… Ignoring the searing heat and the flames that were just swirling.
Kapalıydı, ta ki ben yanan enkazın içinde bir yol açana kadar ve gittikçe artan sıcaklığı ve girdap gibi dönen alevleri umursamadan.
Results: 61, Time: 0.0656

Top dictionary queries

English - Turkish