SKIN in Turkish translation

[skin]
[skin]
deri
leather
skin
dermal
hide
dermis
leatherette
cilt
skin
volume
complexion
vol
vols
binding
folio
binder
ten
in
in 2004
in 2005
in 2003
in 1993
in 1995
in 1984
in 1994
in 1983
in 1985
tenli
skin
tan
0
from 1985
can
1
2
3
from 1984
from 1973
postunu
hide
pelts
fleece
fur
a duvet
mail
derisi
leather
skin
dermal
hide
dermis
leatherette
cildi
skin
volume
complexion
vol
vols
binding
folio
binder
deriyi
leather
skin
dermal
hide
dermis
leatherette
derisini
leather
skin
dermal
hide
dermis
leatherette
cildin
skin
volume
complexion
vol
vols
binding
folio
binder
teni
in
in 2004
in 2005
in 2003
in 1993
in 1995
in 1984
in 1994
in 1983
in 1985
cildini
skin
volume
complexion
vol
vols
binding
folio
binder
tenin
in
in 2004
in 2005
in 2003
in 1993
in 1995
in 1984
in 1994
in 1983
in 1985
tenini
skin
tan
0
from 1985
can
1
2
3
from 1984
from 1973
tenine
skin
tan
0
from 1985
can
1
2
3
from 1984
from 1973
teninin
skin
tan
0
from 1985
can
1
2
3
from 1984
from 1973
tene
in
in 2004
in 2005
in 2003
in 1993
in 1995
in 1984
in 1994
in 1983
in 1985

Examples of using Skin in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
They say the best thing to warm a man is a woman's skin.
Bir erkeği ısıtacak en iyi şeyin bir kadının teni olduğunu söylerler.
You planned it carefully to save your own skin.
Kendi postunu kurtarmak için bunu dikkatle planladın.
I came here to win skin wars.- hey, hey, hey.
Buraya Skin Warsu kazanmaya geldim. Merhaba.
But he never touched your soft skin, did he?
Ama senin yumuşak tenine hiç dokunmadı değil mi?
Cause your skin can't burn, it's already brown.
Çünkü senin tenin yanamaz, zaten kahverengi.
Do you know: In time whose skin will it grace,
Şunu biliyor musun: Kimin tenini onurlandıracak zaman içinde,
No, you got great skin, and you deserve it.
Hayır, cildin harika ve bunu hakediyorsun.
those eyes, that skin, those breasts!
o gözler, o teni o göğüsleri!
Have you ever seen the skin on an 82-year old man?
Hiç 82 yaşında bir adamın cildini gördün mü?
He's out to save his own skin.
O kendi postunu kurtarmaya çalışıyor.
I would like to know why you should win skin wars.
Neden Skin Warsu kazanmalısın öğrenmek isterim.
I went seven years without touching someone else's skin.
Başka birinin tenine dokunmadan yedi yıl yaşadım.
She has discolored skin, her hair's falling out.
Teninin rengi bozulmuş ve saçları dökülüyor.
It doesn't get underneath the translucent layers of the skin and blur out.
O tenin altındaki yarı saydam katmana ulaşmaz ve netlik azalmaz.
Distinguishes human skin by the smell. It's been proven that the malaria mosquito.
Sıtma sivrisineğinin insan tenini kokusundan ayırt ettiği ispatlanmıştır.
Attractive?- You know, she's got nice skin.
Çekici mi?- Güzel teni var.
I didn't know you had the skin of a princess. Sorry, hon.
Kusura bakma tatlım. Prenses cildin olduğunu bilmiyordum.
I should win skin wars because i will take every opportunity.
Skin Warsu ben kazanmalıyım çünkü daha çok vücut sanatı yapmak için tüm fırsatları değerlendireceğim.
The truth is, you decided to save your own skin. Rossi.
Aslında kendi postunu kurtarmaya karar verdin. Rossi.
You should use some bleach on that dark skin of yours.
O kapkara tenine biraz çamaşır suyu sürsen iyi olur.
Results: 5735, Time: 0.1593

Top dictionary queries

English - Turkish