WAS FACING in Turkish translation

[wɒz 'feisiŋ]
[wɒz 'feisiŋ]
yüzleşiyordu
hundred
face
facial
0
so
percent
turns
therefore
yüzleştiği
face
to confront
deal
a confrontation
karşı karşıyaydı
dönüktü
face
is turned
pointed
looking
back
with his

Examples of using Was facing in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
my topic of sex, Maggie was facing the consequences of unsafe sex.
güvensiz hissettirirken Maggie de güvensiz seksin sonuçlarıyla yüzleşiyordu.
But while Bernays became rich and powerful in America, in Vienna his uncle was facing disaster.
Ancak Bernays Amerikada zengin ve güçlü hale gelirken,… Viyanadaki amcası felaketle karşı karşıyaydı.
Yes. because the sectional was facing this way. So, before, the room was very closed off.
Evet. Önceden oda çok kapalıydı çünkü kanepe bu tarafa dönüktü.
Croatia was only just starting to deal with its wartime history, and was facing the first indictments against Croatian generals issued by the UN war crimes tribunal.
Hırvatistan savaş zamanı geçmişiyle yüzleşmeye yeni başlıyordu ve BM savaş suçları mahkemesinin Hırvat generallere yönelttiği suçlamalarla karşı karşıya kalmıştı.
which sits very close to Jerusalem, the community was facing a very similar plight to Budrus.
Wallajeh adlı bir köyde, halk Budrusa çok benzeyen bir vaziyetle karşı karşıya kaldılar.
Congress were not fulfilled, and for the first time, the Soviet economy was facing stagnating growth.
ilk kez Sovyet ekonomisi durgun bir büyümeyle karşı karşıya kaldı.
As the Captain was facing one of her worst fears, losing her ship, I was with Tuvok and about to face one of mine.
Kaptan en büyük korkularından… biriyle karşı karşıyaydı, gemiyi kaybetmekle,… Bende Tuvokla birilikteyken biriyle karşılaşmak üzereydim.
I was facing the assassins, so I saw them stand up and take my father's life… an image that.
Ben süikastçılarla yüzyüzeydim, bu yüzden babamın hayatını almak için ayağa kalktıkları anı gördüm.
There are some passages in there about when Jesus was facing death alone that you might want to check out.
İsanın tek başına ölümle karşılaştığı birkaç pasaj vardı belki bakmak istersin.
Back in the days when Norheim was facing a mighty enemy.- He was just a little baby,- No.
Karşı karşıya olduğu zamanlarda küçük bir bebekti. -Norheimın kudretli bir düşmanla -Hayır.
Two. We know Nelson was facing west, so we're gonna focus our attentions here on the opposite bank where we assume the shot originated.
İki, Nelsonun batıya dönük olduğunu biliyoruz bu yüzden dikkatimizi buraya ateş edildiğini varsaydığımız nehrin karşı kıyısındaki tepeye vereceğiz.
Reporting from Tehran, Ceyda Karan said Iran was facing its biggest public protest since the 1979 revolution.
Tahrandan bildiren Ceyda Karan, İranIn 1979 devriminden bu yanaki en büyük halk protestosuyla karşı karşıya olduğunu söyledi.
From the unilateral fracturing to the left side of the body, we know the victim was facing the killer.
Bedenin sol tarafındaki kırıklardan yola çıkarak maktulün katile baktığını biliyoruz.
Was facing down on the ground, so we have no video. Just like this situation, the body cam.
Tıpkı bu durumdaki gibi vücut kamerası yere bakıyordu, yani elimizde video yok.
The fiirst one was too close to the elevator… the second one was facing the neighborhood… where I grew up.
İlki asansöre çok yakındı… ikincisi direk mahalleye bakıyordu… büyüdüğüm mahalleye.
The KCB managed to meet its goals even while the international financial system was facing"one of the worst crises in history", bank Governor Hashim Rexhepi said. UNMIK.
Banka Müdürü Haşim Recepi, uluslararası mali sistem'' tarihin en kötü krizlerinden biriyle karşı karşıya'' olsa da, KCBnin hedeflerine ulaşmayı başardığını söyledi. UNMIK.
It was so heart-rendering that in the middle of nowhere was a human being dying and two groups was facing each other, too worried to act because they didn't know what the other one was going to do.
Yürekleri dağlayan bir durumdu. Hiçliğin ortasında bir insan evladı ölüyordu ve iki grup birbirine bakıyordu. Harekete geçemeyecek kadar endişelilerdi çünkü diğer taraf ne yapacak bilmiyorlardı.
government efforts to combat the crisis. The bank managed to meet its goals even while the international financial system was facing"one of the worst crises in history", he said on Tuesday March 10th.
10 Mart Salı günkü açıklamasında Recepi, uluslararası mali sistem'' tarihin en kötü krizlerinden biriyle karşı karşıya'' olsa da, KCBnin hedeflerine ulaşmayı başardığını söyledi.
She was facing me.
Benimle yüzyüze duruyordu.
But I was facing you.
Ama yüz yüzeydik.
Results: 50153, Time: 0.056

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish