Examples of using Sert in Turkish and their translations into English
{-}
-
Colloquial
-
Ecclesiastic
-
Ecclesiastic
-
Computer
-
Programming
Evet. Kirpiler dışarıdan çok dikenli ve sert olmalarıyla bilinir.
Sert oynayacak bir pozisyonda değilsiniz, Sayın Bakan.
Biraz daha sert olsaydım… bana itaatsizlikte bulunmayacaklardı. Ama.
Bu sert'' baba'' konuşması bir şeyi değiştirmiyor. Tamam mı?
Birkaç sert kış geçirdik ve birkaç sevgili dostumuzu kaybettik.
Bu katiller sert oynarlar, bilirsin?
Bu kadar sert olmak zorunda değilsin.
İltifattansa sert olmanın bir memuru daha iyi yapacağına inanırdı.
Bu kez sert ol, anladın mı? Tekrar ara.
Dostum, bana nerede olduğunu söyle. Nerede o sert kız?
Sen bu tip hoş, sert, kalın kaşlı ve kelepçeli erkekleri beğenirsin.
Sert oynadılar. Kaybettik.
Biraz da sert. Biraz tatlıdır.
Güney Afrika hükümetinin sert apartheid politikalarına karşı gösteriler.
Hem de çok sert tehditlerde bulunup sonrasında da özür dilediler.
Sonraki aylarda Brütüs ve Mark Antony, sert rakip olurlar.
Doğu yakası kışlarının ne kadar sert olduğu hakkında hiçbir fikrin yok.
Pizza robot yöneticisinin sert hayatını idare edemezdin.
Sert oynadığımı biliyorsun.
Başkan Clintonın sert uyarısı sonrası nükleer proje askıya alındı.