A BURDEN in Turkish translation

[ə 'b3ːdn]
[ə 'b3ːdn]
yük
burden
freight
load
cargo
charge
weight
liability
payload
baggage
imposing
külfet
burden
an encumbrance
bir yüklenecektir
yükü
burden
freight
load
cargo
charge
weight
liability
payload
baggage
imposing
yüktür
burden
freight
load
cargo
charge
weight
liability
payload
baggage
imposing
yükten
burden
freight
load
cargo
charge
weight
liability
payload
baggage
imposing
bir yükün altına
ağır
heavy
heavily
severe
hard
slow
badly
massive
harsh
gravely
critically
ağır bir yük yüklenecek

Examples of using A burden in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
You have been blessed with a burden, my daughter.
Sana bir sorumluluk bahşedilmiş, kızım.
You cannot imagine what it does carrying a burden like this all by yourself.
Böylesine bir yükü tek başına sırtlanmanın insana verdiği zararı tahmin bile edemezsiniz.
It is more a burden than a blessing. Yes.
Nimetten daha çok, sırtta bir yük bu. Evet.
Yes. It is more a burden than a blessing.
Nimetten daha çok, sırtta bir yük bu. Evet.
It looks like Uncle Chao sent you here to take off a burden.
Görünüşe göre Chao Amca seni bir yükten çıkarmak için buraya gönderdi.
You know, I can't be a burden. I can't.
Biliyorsun, yuk olmak istemem. Yapamam.
You don't need a burden like me.
Benim gibi bir yüke ihtiyacın yok.
I still have a burden even without you.
Sensiz bile sırtımda bir yük var.
I can't. You know, I can't be a burden.
Biliyorsun, yuk olmak istemem. Yapamam.
It isn't a burden.
Bu bir külfet değil.
Did you ever feel like Ploy was a burden to you?
Senin için bir külfet olduğunu hiç düşündün mü?
Why did God make them to bear such a burden?
Niye Tanrı onları böylesi bir yüke tahammül etmeye mecbur etti?
It's one hell of a burden on your shoulders.
Omuzlarında epey ağır bir yük var.
What a burden. Me?
Ne ağır bir yük. Ben?
To shoulder a burden is my way, to run from it yours.
Benim tarzım bir yükü omuzlamak seninki ise kaçmak.
Guys, I don't want to be a burden to anyone.
Beyler, kimsenin sırtına yük olmak istemiyorum.
Sinful. Wrong. I didn't realize she had become such a burden, Father.
Yanlış.- Günahkâr. Böyle bir yük haline geldiğini fark etmemiştim Peder.
Just how much of a burden this position is. I'm well aware of.
Ne kadar ağır bir yük olduğunu gayet iyi biliyorum. Bu makamın.
You're carrying a burden.
Omuzlarınızda bir yük taşıyorsunuz.
We share a burden, you and I.
Seninle ikimiz bir yükü paylaşıyoruz.
Results: 498, Time: 0.0495

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish