BROKEN in Turkish translation

['brəʊkən]
['brəʊkən]
kırık
fracture
break
busted
cracked
shattered
kırılmış
broken
fractured
busted
bozuk
bad
corrupt
change
faulty
rotten
defective
broken-down
dysfunctional
stale
broken
bozulmuş
break down
kırılan
broken
refracted
kırıldı
broke
arızalı
malfunction
failure
glitch
breakdown
fault
broken down
failsafe
pogo
kopmuş
breaking
snap
detached
kirik
broken
kırıldığı için

Examples of using Broken in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
All that broken glass, he might have severed an artery.
O kadar kirik bardak, bir arterini kesmis olabilir.
Jack thinks the system is broken. No.
Jack sistemin çökmüş olduğunu düşünür. Hayır.
I was only ever trying to fix you, but you seem to enjoy being broken.
Seni düzeltmeye çalışıyorum ama arızalı olmaktan memnun gibisin.
Anything feel broken?
Bir yerlerin kırıldı mı?
He was dying of a broken heart.
Kalbi kırıldığı için ölüyordu.
Oh, honey, your strap's broken.
Askın kopmuş. Tatlım.
She saw you… with Chuck. behind this pile of broken limbs.
Dal yığınlarının arasında… Seni görmüş. Chuckla beraber.
Climb to the top of the broken tower.
Yıkık kulenin tepesine tırman.
Don't worry, I won't get pregnant. My pussy's broken.
Endişelenme hamile kalmam vajinam arızalı.
But I looked over and I just saw this… broken woman.
Ama ona baktığımda sadece çökmüş bir kadın gördüm.
He isn't a stray dog or a bird with a broken wing, Marie.
O, sahipsiz köpek ya da kanadi kirik bir kus degil, Marie.
He died emotionally broken and alone.
Duygusal olarak kırgın ve yalnız olarak ölmüştü.
Once broken, they are never the same again.
Bikere kalbi kırıldı mı, bir daha kendilerine gelemiyorlar.
Some say he died of a broken heart.
Bazıları, kalbi kırıldığı için öldüğünü… bazıları da denize açıldığını söylemiş.
The filament must be broken.
Teli kopmuş olmalı.
She saw you… with Chuck. behind this pile of broken limbs.
Dal yığınlarının arasında… Chuckla beraber… Seni görmüş.
He was lying naked on the broken stones.
Yıkık taşların üzerinde çıplak yatıyordu.
The ship's broken.
Gemi arızalı.
Grandma Regina died of a broken heart, didn't she?
Anneannemiz Regina öIdügünde kaIbi kirik degiI miydi?
And that broken horse went crazy. That's right, he started kicking and biting.
Evet öyle, etrafı tekmelemeye ve ısırmaya başladı, çökmüş at delirmişti.
Results: 6980, Time: 0.1122

Top dictionary queries

English - Turkish