OVERCROWDING in Turkish translation

[ˌəʊvə'kraʊdiŋ]
[ˌəʊvə'kraʊdiŋ]
kalabalık
crowd
busy
mob
populous
many people
big
large
turnout
multitude
populated
kalabalıklaşmayı
crowd
busy
mob
populous
many people
big
large
turnout
multitude
populated
aşırı doluluktan

Examples of using Overcrowding in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Drugs and killings. Overcrowding, infections.
Çok kabalıklar, enfeksiyonlar, uyuşturucular ve cinayetler.
It's affecting morale. The overcrowding, the desks.
Aşırı kalabalık, masalar… morali etkiliyor.
The overcrowding, the desks-- it's affecting morale.
Aşırı kalabalık, masalar… morali etkiliyor.
Faced with prison overcrowding and mounting costs, the government has introduced an incarceration alternative.
Hapishanelerdeki aşırı kalabalık ve artan maliyetler nedeniyle hükümet, hapis cezasına alternatif getirdi.
You and William worked on. Okay. I looked at that prison overcrowding case.
Williamla üzerinde çalıştığınız aşırı kalabalık cezaevleri davanızı inceledim. Tamam.
Okay. I looked at that prison overcrowding case you and William worked on.
Williamla üzerinde çalıştığınız aşırı kalabalık cezaevleri davanızı inceledim. Tamam.
There's racial tensions./There's overcrowding, there's crime.
Aşırı kalabalık var, suç var, ırksal gerginlikler var.
Prison overcrowding, or did they let the both of you out on good behavior?
Cezaevinin kalabalıklaşması mı yoksa iyi halden mi ikinizi birden dışarı çıkardılar?
I said,"Well, send him home. Overcrowding.
O zaman onu eve yollayın'' dedim. Aşırı kalabalık'' mış.
If a living square is surrounded by more than three other living squares… The square will also die of overcrowding.
Eğer canlı bir karo, 3ten fazla canlı karo ile çevrelenmişse, o karo da, fazla kalabalık yüzünden ölür.
Takes it down to six, maybe five months. Now, with good behavior and overcrowding.
An8} Ama iyi hâl ve aşırı doluluktan altı ay, hatta belki beş aya çıkarsınız.
With good behavior and overcrowding, takes it down to six, maybe five months.
An8} Ama iyi hâl ve aşırı doluluktan altı ay, hatta belki beş aya çıkarsınız.
Mainly, I was just experiencing this whole overcrowding thing as, like, annoying, but I guess it could be dangerous, too.
Genel olarak bu kalabalıklaşma olayının sadece sinir bozucu… olabileceğini düşünmüştüm ama sanırım tehlikeli de olabilir.
Officials hope it will help address the main points of criticism-- overcrowding, hygiene,
Yetkililer bu proje ile birlikte, en fazla eleştirilen-- aşırı kalabalık, hijyen, kavgalar ve kısıtlı
Problems such as overcrowding, hasty and poor construction
Pek çok ülkede aşırı nüfus, özensiz ve zayıf yapılar
Overcrowding, delays and uncertainty regarding identification of voters gave an impression of disorganisation," said Jorgen Grunnet, head of the election observers.
Seçim gözlemcilerinin başkanı Jorgen Grunnet,'' Aşırı kalabalık, gecikmeler ve seçmenlerin kimlikleriyle ilgili belirsizlikler örgütsüzlük izlenimi bıraktı,'' dedi.
Greek"prison conditions remained inadequate due to continued overcrowding and outdated facilities", the report said. AFP.
Raporda, Yunan'' hapishane koşullarının aşırı kalabalık ve tesislerin eskiliği nedeniyle yetersiz olmaya devam ettiği'' öne sürüldü. AFP.
tells SETimes that overcrowding is an issue,
SETimesa aşırı kalabalığın sorun yarattığını
Facing the same overcrowding, health and behavioural issues as at any pig farm, The term“bred free range”
Dışarıda doğdukları anlamına gelir, onların içinde dizlerinin derinliklerinde durarak geçirirler. ama daha sonra hayatlarının geri kalanını, herhangi bir domuz çiftliğinde olduğu gibi aynı aşırı kalabalık, Serbest doğmuş'' terimi,
The overcrowding was pitiful.
Acınası bir kalabalıkla doldu.
Results: 374, Time: 0.0634

Top dictionary queries

English - Turkish