PRINCIPLED in Turkish translation

['prinsəpld]
['prinsəpld]
ilkeli
primitive
primal
primordial
crude
rudimentary
primeval
early
visceral
uncivilized
neanderthal
prensipli
principle
code
policy
guideline

Examples of using Principled in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Inquisitive but… principled.
Sorgulayıcı ama… prensip sahibi.
She's good-looking, smart… charming, principled.
Güzel, zeki, şirin, prensipli biri.
In 2000, he was awarded the Sydney Peace Prize for being"Courageous and principled leader for the independence of the East Timorese people.
Yılında'' Doğu Timor halkının bağımsızlığı için Cesur ve ilkeli bir lideri'' olduğu için Sydney Barış Ödülü verildi.
Thus he argued for a principled ontological distinction between psychology and social anthropology, in the same way as one might try to make a principled distinction between physics and biology.
Bu yüzden psikoloji ve sosyal antropoloji arasında prensipli Ontoloji ayrımı savundu aynı şekilde fizik ve biyoloji için de prensipli ayrımı uygulamaya çalıştı.
He added that"the principled partnership between Macedonia and NATO was proven not only here
Makedonya ile NATO arasındaki ilkeli ortaklığın sadece burada değil, Kosova,
He praised Trajkovski and Crvenkovski for their"vision and principled leadership", their commitment to the implementation of the Ohrid peace agreement, and for joining the international anti-terror coalition.
Bush Traykovski ve Zrvenkovskiyi'' vizyonları ve ilkeli liderlikleri'', Ohri Barış Anlaşmasının uygulanmasına yaptıkları katkı ve uluslararası terörle mücadele koalisyonuna katılmalarından ötürü övdü.
In her book In a Different Voice Gilligan presented her Ethics of Care theory as an alternative to Lawrence Kohlberg's hierarchal and principled approach to ethics.
Kadının Farklı Sesi kitabında Gilligan, Lawrence Kohlbergin ahlaka karşı hiyerarşik ve prensipli yaklaşımına alternatif olarak kendi“ Özen Ahlakı” teorisini ileri sürdü.
This has been done by an incredible, principled effort by the international community, and, of course, above all, by Bosnians themselves.
Bütün bunlar uluslararası toplum ve elbette en önemlisi Bosnalılar tarafından inanılmaz, ilkeli bir çaba ile gerçekleştirildi.
Someone who understood that there is a time needs to give way for the greater good. when principled opposition.
Çoğunluğun iyiliğine müsaade etmesi gerektiğini anlayan birini. ilkeli muhalefetin, zaman zaman.
And that's wrong for principled people like you and me.
Bazı kadınlar evlendikten sonra dürtülerine yenik düşer ki bu senin… ve benim gibi ilkeli insanlar için çok yanlış.
Principled, charismatic, he's perfect.- He's young, vigorous, clever.
O mükemmel. O, genç, dinç, zeki ilkeli, karizmatik.
I'm running on my record as a tough, principled educator and administrator.
Fark ettik ki kurul için adaylık koymak… Zorlu, ilkeli bir eğitimci
I'm running on my record as a tough, principled educator.
kurul için adaylık koymak… Zorlu, ilkeli bir eğitimci ve yönetici geçmişimle adaylığımı koyuyorum.
And you know I'm very principled, like any leader of the good people of Mexico should be.
Bilirsin, çok prensipliyimdir Meksikadaki iyi insanların liderinin olacağı kadar.
She was a brave, principled woman who found herself entangled in an insider trading scandal.
Cesurdu, kendisini illegal borsa faaliyetleri skandalının içerisinde bulan prensiplerine bağlı bir kadındı.
You may call yourself principled, but what you really are is a stubborn adolescent idiot!
Kendine prensip sahibi diyebilirsin, ama aslında yaşlı ve inatçı bir aptalsın!
Principled pacifism holds that at some point along the spectrum from war to interpersonal physical violence,
İlkesel pasifizm, savaş ile bireyler arası fiziksel şiddet arasındaki
You know, she actually reminds me of you, how you used to be-- passionate, principled.
Aslında bana seni hatırlatıyor, eskiden nasıl birisi olduğunu… Tutkulu, prensip sahibi biriydin.
And we got a great group of people to join us-- principled people with great skills, and investors with a vision and values to match ours.
Ve bize katılacak büyük bir grup insan bulduk-- değerleri bizimkilerle bağdaşan çok yetenekli ve prensip sahibi insanlar, ve vizyon sahibi yatırımcılar bulduk.
Cvetkovic expressed gratitude to Russia's principled policy and its support concerning Kosovo-Metohija and the preservation of Serbia's territorial integrity and sovereignty," the statement issued by the Serbian government after Monday's talks said.
Sırp hükümetinin Pazartesi günkü görüşmeler sonrasında yaptığı açıklamada,'' Zvetkoviç Rusyanın ilkeli politikası ve Kosova-Metohija ve Sırbistanın toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunması konusunda verdiği desteğe teşekkür duygularını dile getirmiştir.'' ifadesi yer aldı.
Results: 65, Time: 0.0514

Top dictionary queries

English - Turkish