SITTING ALONE in Turkish translation

['sitiŋ ə'ləʊn]
['sitiŋ ə'ləʊn]
tek başına oturmak
yalnız oturan
sitting alone
yalnız oturduğunu
başında yalnız başına oturan
bir başına otururken
tek başına oturmuş
tek başıma oturmuşken
tek başına oturacak

Examples of using Sitting alone in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
I figured it's better than sitting alone in a pew, right?
Kilise sırasında tek oturmaktan daha iyidir diye düşündüm, değil mi?
Saw him sitting alone at the fire.
Ateşin başında tek başına oturuyordu.
It felt weird sitting alone, and I couldn't help overhearing.
Tek başıma yalnız oturmak garip hissettirdi, ve umarım ikinizin de.
They were two close friends sitting alone together.
Yalnız başlarına oturan iki yakın arkadaşlardı.
My mom hasn't changed a bit. Sitting alone in the dark makes you look shabby.
Karanlıkta tek başına otururken çok zavallı görünüyorsun.- Hiç değişmemişsin.
Sitting alone in the dark makes you look shabby. My mom hasn't changed a bit.
Karanlıkta tek başına otururken çok zavallı görünüyorsun.- Hiç değişmemişsin.
Sitting alone.
Tek başına oturuyor.
Sitting alone next to me. Oh, oh, big words coming from somebody.
Yanımda tek başına oturan birinden büyük sözler duyuyorum.
Who's that man sitting alone in the bar? Look?
Baksana; barda tek başına oturan şu adam da kim?
As was the tradition, Keeble ate his dinner, sitting alone.
Gelenek gibi, Keeble tek başına otururken akşam yemeğini yedi.
I'm not good with people. Sitting alone?
Tek başına oturarak mı? İnsanlarla aram iyi değildir?
Sitting alone?- I'm not good with people.
Tek başına oturarak mı? İnsanlarla aram iyi değildir.
You met her sitting alone at the Belvedere?
Belvederede yalnız başına otururken mi onunla tanıştın?
There was another man sitting alone in the booth farthest from the wall.
Duvardan en uzaktaki masada bir adam, yalnız oturuyordu.
All right, sitting alone.
Tamam, yalnız oturuyor.
Sitting alone in this public setting?
Halka açık alanda yalnız oturuyor.
She found him sitting alone, his head in his hands.
O onu başı ellerinin arasında yalnız otururken buldu.
Sitting alone in her parked car before work.
İşe gitmeden önce arabasında tek başına oturuyor.
A girl like you sitting alone.
Senin gibi bir kız yalnız oturuyor.
Sitting alone. Okay, and.
Peki şimdi… Tamam, yalnız oturuyor.
Results: 87, Time: 0.048

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish