LET ALONE in Turkish translation

[let ə'ləʊn]
[let ə'ləʊn]
bırak
to leave
to quit
to stop
let
drop
to put
let go
to abandon
release
ditch
birak
let
leave
stop
drop
put
go
just
yalnız bırakalım
let alone
bırak ki tek başlarına
bıraktım
to leave
to quit
to stop
let
drop
to put
let go
to abandon
release
ditch

Examples of using Let alone in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Jesus, I'm busy enough finding meself, let alone finding anyone else.
Allah Allah, kendimi bulmakla yeterince meşgulüm, bulmam için beni rahat bırak.
Let alone small human beings.
Küçük insanları rahat bırak.
Let alone the son of the American Ambassador!
Amerikan büyükelçisinin oğlunu rahat bırak!
If I can't believe this, let alone you.
Buna inansam seni yalnız bırakırdım.
That monster. Couldn't find my sorry way around a kazoo, let alone.
Bulamadım benim üzgünüm Bir kazoo, yalnız bırak o canavar.
But I guess you can't even be loyal to our bed let alone our little family.
Ama sanırım sen yatağımıza sadık kalmayıp küçük ailemizi yalnız bıraktın.
He had enough money to buy rocket-powered skates, let alone a Road Runner.
Roketli patenleri almak için yeterli parası vardı, Road Runnerı yalnız bıraktı.
Let alone from a coward.
Korkak gibi yalnız bırakın.
Barely enough room for one person,'let alone me and her.
Bir insana zar zor yeteek oda, beni ve onu rahat bırakın.
You haven't the sense to lead an army, let alone a nation.
Sende orduya liderlik yapacak yetenek yok, ülkeyi rahat bırak.
Let alone the set texts. My mother was so busy ordering me my college trousseau that we didn't buy any of the practical science equipment.
Pratik bilim ekipmanlarından hiçbirini almadık; ayarlanan metinleri bırak. Annem üniversitede giyeceğim öteberiyi sipariş vermekle çok meşgul olduğundan.
And I have no idea how to stop it, let alone what started it. This is a genetic tidal wave.
Bu, nasıl başladığını bırak, nasıl durdurman gerektiği… konusunda hiçbir fikrim olmayan genetik bir tsunami.
Humans didn't even have currency until 5,000 years ago, let alone banking, speculative investments, or a global economy.
Insanların… 5000 yıl öncesine kadar bırak bankacılığı… spekülatif yatırımcılık veya birleşik küresel ekonomiyi… paraları bile yokmuş.
That Gerhardt or Ganz ever even met, let alone were plotting terror.
Bırak ki tek başlarına terörizm planlayacaklar. Gerhardt yada Ganzın tanıştıklarına dair
To stop babying him. let alone walk, then you need And if he ever wants to catch a ball again.
Ve bir daha topu yakalamak isterse, bırak yürüsün, bebek muamelesi… yapmayı kesersin böylece.
And Terry himself told me he never saw the van, let alone stole it. That's not in question.
Mesele bu değil… Terry de o minibüsü çalmayı bırak, hiç görmediğini söylemişti.
That's not in question, let alone stole it. and Terry himself told me he never saw the van.
Mesele bu değil… Terry de o minibüsü çalmayı bırak, hiç görmediğini söylemişti.
Let alone fancy new designer drugs.- No! The irony is I don't even go to parties with regular drugs.
Hayır. Asıl saçma olan, ben yeni tasarlanmış lüks bir uyuşturucuyu bırak… normal uyuşturucu kullanılan partilere dahi gitmem.
To find even one person who understands your darkest heart, What a thing it is, in life, let alone two.
Bu da bir şeydir… bu hayatta kararmış kalbini anlayan birini bulmak… bırak ikiyi.
To find even one person who understands your darkest heart, let alone two. What a thing it is, in life.
Bu da bir şeydir… bu hayatta kararmış kalbini anlayan birini bulmak… bırak ikiyi.
Results: 686, Time: 0.0424

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish