UNDERPRIVILEGED in Turkish translation

[ˌʌndə'privəlidʒd]
[ˌʌndə'privəlidʒd]
yoksul
poor
destitute
pauper
needy
poverty
underprivileged
impoverished
indigent
inner-city
beggar
imkanı olmayan
yoksun
devoid
lack
don't exist
are not
are gone
deprived
incapable
have gone
out of
i̇mkânları kıt
imkânları az
yoksulların
poor
destitute
pauper
needy
poverty
underprivileged
impoverished
indigent
inner-city
beggar
pekalat
mahrum
deprive
deny
devoid
cut
rob
absolved of
az gelirli halka özel hastane poliçelerini pazarlayan

Examples of using Underprivileged in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Volunteer work with underprivileged kids and the homeless.
İmkânları kısıtlı çocuklar ve evsizlerle gönüllü çalışmalar.
Adopting underprivileged children. Hannah, I would really recommend.
Fakir çocuklar evlat edinmeni tavsiye ederim Hannah.
I donated the piano to a music school for underprivileged kids.
Bu piyanoyu, sosyal haklardan mahrum çocuklar için bir müzik okuluna bağışladım.
Yeah, like those underprivileged kids.
Aynen, zavallı çocuklar sanki hayatlarında.
Or I will dance exotically. I will teach underprivileged children how to sing.
Muhtaç çocuklara şarkı söylemeyi öğreteceğim ve de egzotik dans yapacağım.
Last week, four of your underprivileged children beat him up.
Geçen hafta, senin gariban çocuklardan dördü onu dövdü.
You know better than anyone what it's like to be underprivileged.
İmkânı olmamak ne demek en iyi sen bilirsin.
While you were subverting the underprivileged children at your summer camp, what did you learn?
Yaz kampındaki haklarından yoksun çocukları devirmeye çalışırken… Ne öğrendin?
My family have been supporting underprivileged students for years.
Ailem yıllardır imkânsız öğrencileri destekliyor.
While you were subverting the underprivileged children at your summer camp.
Yaz kampındaki haklarından yoksun çocukları devirmeye çalışırken.
Hannah, I would really recommend adopting underprivileged children.
Fakir çocuklar evlat edinmeni tavsiye ederim Hannah.
No, I want to know what you mean by that,"underprivileged.
Hayır, imkanları kısıtlı derken ne demek istediğini bilmek istiyorum.
She took all these underprivileged kids hiking at Half Dome earlier this year.
Geçen sene tüm bu yoksul çocukları Half Domea gezmeye götürmüştü.
Yeah, like those underprivileged kids haven't seen enough ugly in their lives.
Aynen, zavallı çocuklar sanki hayatlarında Yeteri kadar çirkin görmemişler gibi.
There was a young man there… he was underprivileged, ferociously ambitious.
Ama o zamanlar genç bir adam vardi… imkânlari olmayan ama çok hirsli.
Then I would try to create opportunities for underprivileged people.
Sonra fırsatlar yaratmaya çalışırdım imkânsız insanlar için.
Who's gonna spend a dream day at So Random! They're for Dakota, the underprivileged little girl!
Da rüya gibi bir gün geçirecek olan… yoksul küçük kz Dakota için. So Random!
Visiting hospitals, working with underprivileged kids, stuff like that, you know?
Hastaneleri ziyaret etmek, yoksun çocuklar ile çalışmak, Böyle şeyler, anlıyor musun?
he serves on a charity for underprivileged kids.
Ama yoksul çocuklar için bir vakıfta çalışıyor.
I mean, like, has a PhD in camp and could do a lot for all those underprivileged… whatever-they-ares, this one, right here.
Demek istediğim kampla ilgili her şeyi bilen ve imkânları az olan her kimse onlara yardımcı olabilecek. İşte hemen buradaki.
Results: 74, Time: 0.0516

Top dictionary queries

English - Turkish