HALF-DEAD in Turkish translation

yarı ölü
half dead
the half-dead
partially deceased
half to death
yarı-ölü
half dead
the half-dead
partially deceased
half to death

Examples of using Half-dead in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Remember the Reverend's half-dead face, that cockeyed look… like he was the victim of a lightning stroke?
Papazın yarı ölü suratını, yıldırım çarpmış gibi… yüzünden fırlamış gözlerini hatırlıyor musun?
And before I went, they would find a way'to charge my twitching half-dead cadaver,'20,000 merits for swabbing the walls clean.
Ve ben daha göçmeden, onlar benim seğiren yarı ölü kadavramı duvar temizlemede kullanılmak üzere 20 bin hak karşılığında satmanın bir yolunu bulurlar.
You let him take me away to some miserable little dump of a town where I will rot the rest of my life away waiting on him and his half-dead sister.
Beni alıp, ömrümün geri kalan kısmını ona ve yarı-ölü kız kardeşine bakmakla geçireceğim sefil, küçük bir kasaba mezbeleliğine götürmesine izin veriyorsun.
I will pound those half-dead hands so hard into this table you won't ever be able to hold that gavel again. If you ever talk that way about Tara again.
Eğer Tara hakkında bu şekilde bir kez daha konuşursan… o yarı ölü ellerini bu masaya öyle bir vururum ki… bir daha tokmağı tutamazsın.
You won't ever be able to hold that gavel again. If you ever talk that way about Tara again… I will pound those half-dead hands so hard into this table.
Eğer Tara hakkında bu şekilde bir kez daha konuşursan… o yarı ölü ellerini bu masaya öyle bir vururum ki… bir daha tokmağı tutamazsın.
If you ever talk that way about Tara again… I will pound those half-dead hands so hard into this table.
Eğer Tara hakkında bu şekilde bir kez daha konuşursan… o yarı ölü ellerini bu masaya öyle bir vururum ki… bir daha tokmağı tutamazsın.
I will pound those half-dead hands so hard into this table If you ever talk that way about Tara again… you won't ever be able to hold that gavel again.
Eğer Tara hakkında bu şekilde bir kez daha konuşursan… o yarı ölü ellerini bu masaya öyle bir vururum ki… bir daha tokmağı tutamazsın.
You won't ever be able to hold that gavel again. I will pound those half-dead hands so hard into this table If you ever talk that way about Tara again.
Eğer Tara hakkında bu şekilde bir kez daha konuşursan… o yarı ölü ellerini bu masaya öyle bir vururum ki… bir daha tokmağı tutamazsın.
Merits for swabbing the walls clean. And before I went, they would find a way to charge my twitching half-dead cadaver.
Ve ben daha göçmeden, onlar benim seğiren yarı ölü kadavramı… duvar temizlemede kullanılmak üzere… 20 bin hak karşılığında satmanın bir yolunu bulurlar.
Half-dead cadaver 20,000 merits for swabbing the walls clean. And, before I went, they would find a way to charge my twitching.
Ve ben daha göçmeden, onlar benim seğiren yarı ölü kadavramı… duvar temizlemede kullanılmak üzere… 20 bin hak karşılığında satmanın bir yolunu bulurlar.
And before I went, they would find a way 20,000 merits for swabbing the walls clean. to charge my twitching half-dead cadaver.
Ve ben daha göçmeden, onlar benim seğiren yarı ölü kadavramı… duvar temizlemede kullanılmak üzere… 20 bin hak karşılığında satmanın bir yolunu bulurlar.
Merits for swabbing the walls clean. to charge my twitching half-dead cadaver, And before I went, they would find a way.
Ve ben daha göçmeden, onlar benim seğiren yarı ölü kadavramı… duvar temizlemede kullanılmak üzere… 20 bin hak karşılığında satmanın bir yolunu bulurlar.
I have got a half-dead white dude in the car,
Arabada yarı ölü bir beyaz adam var
At least you're in no danger, since you only visit church to leave your self-delivered, half-dead newborns on the step.
En azından senin için bir tehlike yok, en son kiliseyi ziyaretin yarı ölü bebekleri kilisenin merdivenine bıraktığın zamandı.
The men, by the time they get to me, they're half-dead.- Ha, ha.
Ha, ha. Adamlar bana ulaştıklarında yarı ölü oldular.
To leave your self-delivered, unwashed, half-dead newborns on the back step. Well, at least you're in no danger, Diane, since you only visit church.
En azından senin için bir tehlike yok, en son kiliseyi ziyaretin… yarı ölü bebekleri kilisenin merdivenine bıraktığın zamandı.
To leave your self-delivered, half-dead newborns on the step. At least you're in no danger, since you only visit church.
En azından senin için bir tehlike yok, en son kiliseyi ziyaretin… yarı ölü bebekleri kilisenin merdivenine bıraktığın zamandı.
Who has a maximum few hours left, as you see. So we have brought this half-dead creature here.
Bu yüzden gördüğünüz üzere en fazla birkaç saati kalmış… bu yarı ölü yaratığı getirdik.
tourists don't like seeing these half-dead illegals as they enjoy their vacations.
turistler yolculuklarında eğlenirlerken, yarı ölü mültecileri görmekten hoşlanmıyorlar.
now there he is, half-dead on a park bench?
parkta bir bankta, yarı ölü halde… annesi ve babası nerededir acaba?
Results: 95, Time: 0.0341

Top dictionary queries

English - Turkish