JUSTIFIES in Turkish translation

['dʒʌstifaiz]
['dʒʌstifaiz]
haklı
deserve
right
truth
earn
worthy
due
merit
hath
claim
entitlement
meşrulaştırıyor mu
mübah mı

Examples of using Justifies in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
That certainly justifies attempted murder.
Bu kesinlikle cinayete teşebbüsü doğruluyor.
And that justifies everything?
Ve bu herşeyi açıklıyor mu?
Nothing justifies this!
Hiçbir şey Bunu hakli çıkaramaz!
And that justifies an unprovoked attack?
Ve bu sebepsiz saldırınızı haklı mı çıkartıyor?
Nothing justifies their existence.
Hiçbir şey onların varlığını haklı gösteremez.
The lie justifies what we both know will happen next.
Bu yalan, ikimizin de gelecekte olacakları bildiklerimizi haklı çıkartır.
Richard, the fact that you think that success justifies all your behavior.
Richard, başarının her türlü davranışı haklı çıkardığını düşünüyorsun biliyorum ama.
I think having that much in common justifies at least one real date.
Bu kadar ortak nokta en azından bir gerçek buluşmayı hak ediyor.
Nothing justifies terrorism.
Hiçbir şeyi terörizmi açıklamaz.
We do not and cannot accept the principle that incompetence justifies dismissal.
Prensip olarak, yetersizliğin işten çıkarılmayı haklı gösterdiğini kabul etmeyiz, edemeyiz.
Justifies at least one real date. I think having that much in common.
Bu kadar ortak nokta en azından bir gerçek buluşmayı hak ediyor.
What, so, what, that-that justifies abducting children?
Ne yani? Bu şimdi çocukları kaçırmayı meşrulaştırır mı?
That kind of thinking justifies anything.
Öyle düşünürsen her şeyi aklarsın.
That justifies an unprovoked attack?
Ve bu sebepsiz saldırınızı haklı mı çıkartıyor?
Habit justifies everything.
Her şeyin gerekçesi alışkanlıktır.
The cost of the powder-actuated guns justifies itself.
Bu oranla… barut itici tabanca fiyatını kendisi çıkarır.
None of this justifies abortion.
Bunların hiçbiri kürtajı haklı çıkarmaz.
Sorry, sis! Nothing justifies this!
Üzgünüm, abla. Hiçbir şey Bunu hakli çıkaramaz!
Nothing justifies physical assault!
Hiçbir şey fiziksel saldırıyı haklı çıkaramaz!
There is no news that justifies this.
Hiçbir haber bunu haklı çıkarmaz.
Results: 75, Time: 0.0949

Top dictionary queries

English - Turkish