SQUALID in Turkish translation

['skwɒlid]
['skwɒlid]
sefil
miserable
wretched
poor
pathetic
godforsaken
squalid
loser
abject
sordid
misery
rezil
lousy
vile
infamous
wretched
dreadful
crappy
degrade
rotten
despicable
shame
pis
dirty
filthy
nasty
foul
bad
messy
shit
lousy
grubby
slimy
iğrenç
gross
hideous
nasty
filthy
awful
heinous
horrible
obnoxious
lousy
vile
bakımsız
maintenance
care
nursing
grooming
look
foster
janitorial
daycare
upkeep
kirli
dirt
dirty
grime
filth
grimy
dirtʼ
schmutz

Examples of using Squalid in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
I am no longer interested in that squalid place of assignation… between corrupt policemen and their female victims.- I wanna talk about the China Blossom.
O rezil mekan hakkında duyacağımızı duyduk! Yozlaşmış polisler ve kadın kurbanlarının bir araya geldikleri… China Blossom.
In the most squalid corners and poetry in the most callous speech. The playwright finds nobility.
Tiyatro yazarı, en sefil köşelerde asalet, en kaba konuşmalarda şiir buluyor.
only she went and started some squalid affair with a married man.
evli bir adamla iğrenç bir ilişkiye başlamış.
Winston Churchill has called on the Labour government to end what he calls…"… this squalid war against the Jews," with all possible speed.
Winston Churchill hükümeti Yahudilere karşı yürütülen bu sefil savaşı en kısa sürede bitirmeye çağırdı.
And that's why the great epic about my reign became a squalid little play about knobbing.
Demek bu yüzden hükümdarlığımla alakalı bu büyük destan küçük pis bir oyun haline geldi.
That's why when they overdose, usually you find them in squalid apartments or alleyways.
Bu yüzden aşırı doz aldıklarında, onları kirli apartman dairelerinde ya da arka sokaklarda bulursunuz.
Everywhere I behold the squalid prospect of grasping arrivistes, harIots and liars scrambling over each other in the sewer that is existence outside society.
Heryerde, sonradan görmelerin, fahişelerin ve yalancıların bu topluluğa ait olmayan kanalizasyonlarda birbirlerini tırmaladıkları iğrenç manzarayı görüyorum.
Labour government to end what he calls… this squalid war against the Jews," with all possible speed.
Winston Churchill hükümeti… Yahudilere karşı yürütülen bu sefil savaşı en kısa sürede bitirmeye çağırdı.
In the most squalid corners and poetry in the most callous speech.
Oyun yazarı… en kirli köşelerde soyluluk…
I am no longer interested in that squalid place of assignation between corrupt policemen and their female victims!
Yozlaşmış polisler ve kadın kurbanlarının bir araya geldikleri… o rezil mekan hakkında duyacağımızı duyduk!
International adoptions in Romania soared when widely broadcast television footage showed children living in squalid conditions in orphanages.
Romanyadaki uluslararası evlat edinmeler, geniş kesimlere yayın yapan bir televizyon programında yetimhanelerde sefil koşullarda yaşayan çocukların ekrana yansıtılmasıyla büyük artış gösterdi.
In the film, a review of Barton's play Bare Ruined Choirs indicates that his characters face a"brute struggle for existence… in the most squalid corners.
Filmde Bartonın oyunu Bare Ruined Choirs hakkındaki bir yazıda, oyundaki karakterler için'' vahşi bir varoluş mücadelesi içindeler… en rezil köşelerde'' sözleri kullanılır.
I wanna talk about the China Blossom… I am no longer interested in that squalid place of assignation… between corrupt policemen and their female victims!
China Blossom… Yozlaşmış polisler ve kadın kurbanlarının bir araya geldikleri… o rezil mekan hakkında duyacağımızı duyduk!
Romanians and Pakistanis, some living in squalid conditions in tiny basement apartments.
küçücük bodrum katı dairelerde, kötü koşullarda yaşıyor.
Some come back as heroes… is that some of them don't come back at all, The thing about men who get sent away to war, Mrs. Cole, and some of them come back drunk, squalid bullies.
Bayan Cole, savaşa gönderilen erkekler… Bazıları hiç geri gelmez… bazıları kahraman olarak… kalanlar da sarhoş, sefil zorbalar olarak döner.
In the movie, a review of Barton's play"Bare Ruined Choirs" indicates that his characters face a"brute struggle for existence… in the most squalid corners.
Filmde Bartonın oyunu'' Bare Ruined Choirs'' hakkındaki bir yazıda, oyundaki karakterler için'' vahşi bir varoluş mücadelesi içindeler… en rezil köşelerde'' sözleri kullanılır.
often under crowded and squalid conditions, while determining their residence status.
genellikle kalabalık ve pis ortamlarda geçici olarak alıkoymaya devam etti”.
It was squalid.
Sefil şeyler oldu.
You squalid half-wits owe me everything!
Sizi sefil yarım akıllılar, her şeyinizi bana borçlusunuz!
That has only one squalid end.
Ve sadece tek kirli amacı vardır.
Results: 142, Time: 0.0685

Top dictionary queries

English - Turkish