THE FALLOUT in Turkish translation

[ðə 'fɔːlaʊt]
[ðə 'fɔːlaʊt]
serpinti
fallout
spill
spatter
radyoaktif serpinti
fallout
radioactive fallout
etkileri
effect
impact
influence
affect
the impression
act
potency
to make
falloutta
sonuçları çok
the results are
serpintiden
fallout
spill
spatter

Examples of using The fallout in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
The rest of you, go to the fallout shelter.
Diğerleri, nükleer korumalı sığınaklara gitsin.
The fallout of all your good intentions.
Yansımalar. Tüm iyi niyetlerine karşılık.
I will handle the fallout.
Sonuçlarıyla ben ilgilenirim.
The wind's blowing the fallout to sea.
Rüzgar, kalıntıları denize sürüklüyor.
How much cesium would you need to have the fallout you're talking about?
Bahsettiğin nükleer serpinti için ne kadar sezyum gerekir?
The only reason you're not in jail is because Director Franklin wanted to minimize the fallout.
Hapiste olmamanın tek sebebi, Müdür Franklinin döküntüyü en aza indirme isteğidir.
We gotta monitor the fallout of the video before anyone makes a move.
Birileri hamle yapmadan önce videonun yayılmasını izleyeceğiz.
Once that happens, we cannot control the fallout.
Eğer bu gerçekleşirse, yıkımı kontrol edemeyiz.
Of all your good intentions. The fallout.
Bütün iyi niyetlerinin kalıntısı olacak.
The fallout of all your good intentions.
Bütün iyi niyetlerinin kalıntısı olacak.
Of all your good intentions. The fallout.
Senin bütün… iyi niyetinin yansımaları.
The fallout of all your good intentions.
Senin bütün… iyi niyetinin yansımaları.
From his botched raid. Five hundred miles away, Allan Pinkerton is dealing with the fallout.
Kilometre uzakta… Allan Pinkerton başarısız baskınının sonuçlarıyla yüzleşmek zorundaydı.
You wouldn't believe the fallout in those two families.
O iki ailenin yaşadıklarına inanamazsın.
You wouldn't believe the fallout of those two families.
O iki ailenin yaşadıklarına inanamazsın.
She's probably still dealing with the fallout from the Yvonne leak.
Herhalde hala Yvonne hakkında sızan bilgilerin sonuçlarıyla uğraşıyordur.
Energy Commission in the United States, to say,"Don't worry about this… the fallout.
Komisyonundan bir açıklama geldi: Bu serpinti konusunda endişe etmeyin. Göğüs filmi çektirirken maruz kaldığınızdan fazlası değil.'' diyordu.
Depending on the prevailing winds, the fallout will be a tad worse than Gulf War Syndrome.
Hakim rüzgarlara bağlı olarak,… radyoaktif serpinti Körfez Savaşından daha kötü olacaktır.
And then the rest of us have to deal with the fallout. You always make all of these decisions.
Her zaman tüm bu kararları siz verirsiniz, ve sonra geri kalanımız serpinti ile uğraşmak zorundayız.
I'm suspending your son The fallout from Nate's assault was swift… until the investigation is completed.
Natein saldırısının sonuçları çok hızlıydı… Soruşturma tamamlanana kadar oğlunuzu uzaklaştırıyorum.
Results: 76, Time: 0.0517

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish