ANIMOSITY in Turkish translation

[ˌæni'mɒsiti]
[ˌæni'mɒsiti]
düşmanlık
enemy
hostile
foe
husumet
bad blood
hostility
animosity
's the enmity
there's been some bad blood
nefret
hate
hatred
loathe
kin
grudge
hatred
resentment
spite
malice
hostility
's the malevolence
animus
rancour
rancor

Examples of using Animosity in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
No animosity, no ugly competition.
Dusmanlik yok, pis cekismeler yok.
Personal animosity is of no interest to me.
Şahsi garezler beni alakadar etmez.
In his letters did he ever display any animosity toward this country?
Mektuplarında hiç ülkeye yönelik bir düşmanlık belirtisi var mıydı?
Any animosity between the two?
Aralarında bir husumet var mıydı?
Ever entertain any guilt feelings, or animosity towards her?
Ona karşı bir suçluluk ya da kin duydunuz mu?
in fact, the animosity you feel towards your father.
babanıza karşı bir düşmanlık hissediyorsunuz.
I have shown no one animosity.
Benim kimseye garezim yok.
The animosity you feel towards your father. Your anger towards me is, in fact.
Aslında bana karşı, öfkelisiniz, babanıza karşı bir düşmanlık hissediyorsunuz.
The animosity you feel toward your father. Your anger toward me is, in fact.
Aslında bana karşı, öfkelisiniz, babanıza karşı bir düşmanlık hissediyorsunuz.
This, uh, seething animosity.
Bu, ah, düşmanlıkla dolup taşmak.
I have no animosity… to the other two candidates.
Diğer iki adayla, bir husumetim yok.
clear animosity?
açık bir husumet.
But I can say this… the animosity between those two girls is what makes Jordan a person of interest and not your telekinetic fantasy.
Fakat şunu söyleyebilirim… 2 kız arasındaki düşmanlık Jordanı süpheli yapıyor, senin telekinetik fantazin değil.
Satan only wants to cause between you animosity and hatred through intoxicants
Şeytan, şarap ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin salmak
I, too, should like to add I feel no animosity toward learned counsel that in the spirit of forgiveness, from Chicago.
Ben de şunu ilave etmeliyim ki… bağışlamanın ruhuna uygun olarak… Chicagolu avukata karşı… hiçbir nefret hissetmiyorum.
We have induced hatred and animosity among them which will remain with them until the Day of Judgment when God will tell them about what they had done.
Bu yüzden, aralarına kıyamete değin düşmanlık ve şiddetli nefret saldık. Sınaat/teknoloji olarak ürettikleri şeylerin ne olduğunu Allah onlara yakında haber verecektir.
I should like to add that in the spirit of forgiveness I feel no animosity toward learned counsel from Chicago.
Ben de şunu ilave etmeliyim ki… bağışlamanın ruhuna uygun olarak… Chicagolu avukata karşı… hiçbir nefret hissetmiyorum.
After that, the punches flew, the animosity grew, and our parents decided they were moving in together.
Daha sonra, yumruklar havada uçuştu, düşmanlık büyüdü ve babam ile annesi aynı evde yaşamaya karar verdi.
That in the spirit of forgiveness, I, too, should like to add I feel no animosity toward learned counsel from Chicago.
Ben de şunu ilave etmeliyim ki… bağışlamanın ruhuna uygun olarak… Chicagolu avukata karşı… hiçbir nefret hissetmiyorum.
The indictment further states that group members"sought to cause racial and religious hatred, animosity and intolerance among the peoples and citizens of BiH" through a variety of methods.
İddianamede grup üyelerinin çeşitli yöntemlerle'' BH halkları ve vatandaşları arasında dini ve ırksal nefret, düşmanlık ve hoşgörüsüzlüğe neden olmaya çalıştıkları'' da belirtiliyor.
Results: 66, Time: 0.0593

Top dictionary queries

English - Turkish