PLEAD in Turkish translation

[pliːd]
[pliːd]
kabul
accept
agree
take
admit
acceptance
admission
will
receive
acknowledge
granted
iddia
claim
argue
bet
say
argument
assert
suggesting
alleged
allegations
supposedly
yalvar
beg
pray
beggin
to plead out
savunması
defense
defensive
to defend
et
to keep
have
to help
just
to offer
to continue
not
to destroy
to eliminate
move
suç
crime
criminal
felony
fault
offense
guilt
blame
offence
charge
yalvardım
beg
pray
beggin
to plead out
itiraf
confession
admit
plea
suçsuzum
guilty
innocent
blameless
guiltless
innocence
guilt-free
acquit
low-crime

Examples of using Plead in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
For you, Memnon, I plead for you.
Senin için Memnon, senin için yalvardım.
That's so the little creep couldn't plead insanity.
O yüzden küçük pislik delilik savunması yapamadı.
Even after the Purdue executives plead guilty in 2007, they didn't stop promoting OxyContin.
Yılında Purdue yöneticileri mahkemede suçlarını kabul etmiş olsa da.
At least he can't plead insanity.
En azından deli olduğunu iddia edemezsiniz.
For you, Memnon, I plead for you.- Memnon.
Senin için Memnon, senin için yalvardım.- Memnon.
If we're successful, you won't have to plead guilty.
Eğer başarırsak, suçlu savunması yapmak zorunda kalmayacaksın.
For you, Memnon, I plead for you.- Memnon.
Memnon… Senin için Memnon, senin için yalvardım.
So I plead with you. Do not look to him to save you on a battlefield.
Size yalvarıyorum, savaş alanında sakın ola sizi kurtarmasını beklemeyin.
I'm sure you will find the rules our victim plead is discoverably familiar.
Eminim kurbanımızın savunmasını oldukça tanıdık bulacaksınız.
You need not plead for Tarzan.
Tarzan için yalvarmana gerek yok.
You plead, see the clients,
Savunmayı sen yap,
I wanted to hear you plead, but I was late.
Savunmanı dinlemek istemiştim ama geç kaldım.
You plead, see the clients, negotiate.
Savunmayı sen yap, müvekkilleri gör, müzakere et.
Tomorrow I will stand up and plead PMS.
Yarın, söz isteyip aybaşı öncesi sendromu iddiasında bulunacağım.
Uncle, if we could go to Spain and plead with the king.
Amca, İspanyaya gidip kralla yalvarmaya eğer.
We could plead emotional distress.
Duygusal çöküntü iddiasında bulunabiliriz.
Plead you for my life.
Sana hayatım için yalvarıyorum.
After I go into work and plead with Julia to give me my job back.
Sonra da işyerine gidip işe geri dönmek için Juliaya yalvarmalıyım.
I plead the fifth tequila.
Beş tekila savunmasını yapıyorum.
Beg, plead, sell your infected soul.
Yalvar, savun, hasta ruhunu sat.
Results: 137, Time: 0.0861

Top dictionary queries

English - Turkish