STIFLING in Turkish translation

['staifliŋ]
['staifliŋ]
boğucu
suffocating
stifling
stuffy
choking
overwhelming
smothering
sultry
phosgene

Examples of using Stifling in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
The stifling heat of the sun, the flames and the smoke will
Yazın ortasıdır ve ateşler yakıldığında… güneşin boğucu sıcağı, alevler
I find the atmosphere of this place stifling, depressing, boring.
buranın atmosferini boğucu, moral bozucu, sıkıcı buluyorum.
Class, coffee, intense sessions of editing my papers in his very small, stifling office.
Sınıfta takılma, kahve içme, ufacık, boğucu odasında ödevlerimi düzenlemekle geçen yoğun saatler.
Canadian law, the term chilling effects refers to the stifling effect that vague or excessively broad laws may have on legitimate speech activity.
geniş kapsamlı yasaların ifade özgürlüğü üzerindeki boğucu etkisi olarak tanımlanmaktadır.
No, ifs me… I'm getting stuck… these… these whiffs of… ifs stifling.
Hayır, ben… çıkmazdayım… bunlar… bu koku dalgası… çok boğucu.
For too long, I have watched the heavy hand of the Empire strangle our liberties, stifling our freedoms in the name of ensuring our safety.
Çok uzun zamandır İmparatorlukun zorbalıkla özgürlüğümüzü elimizden aldığını izledim güvenliğimizi ortaya atarak özgürlüğümüzü engellediğini.
SE Times: Do you think that we are once again facing attacks on independent media and attempts at stifling free speech in Serbia?
SE Times: Sizce bir kez daha özgür medyaya yönelik saldırılar ve Sırbistanda konuşma özgürlüğünü kısıtlama girişimleri ile mi karşı karşıyayız?
key turning in the lock at night and wake in the dark stifling a scream?
Hala geceleyin kapıda bir anahtar sesi işitiyor… ve çığlığını bastırarak karanlıkta uyanıyor musun?
It's really difficult to find words for all this but when it's impossible to talk to anyone it feels so stifling.
Bütün bunları anlatmak için kelimeleri bulmak zor ama biriyle konuşmak imkansız olduğunda nefesin kesilmiş gibi oluyorsun.
in prayer to Him, they crowded on him, almost stifling.
onun üzerine üşüşüp nerdeyse keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi.
With or without a dictatorship, it ends up stifling those desires. When a government ignores its people's desires.
Bir hükümet, diktatörlük olsun ya da olmasın… bunun halkın istekleri olduğunu… görmezden geldiğinde… bu istekleri boğmakla neticelenir.
But when it's impossible to talk to anyone, It's really difficult to find words for all this it feels so stifling.
Bütün bunları anlatmak için kelimeleri bulmak zor ama… biriyle konuşmak imkansız olduğunda… nefesin kesilmiş gibi oluyorsun.
It's really difficult to find words for all this it feels so stifling. but when it's impossible to talk to anyone.
Bütün bunları anlatmak için kelimeleri bulmak zor ama… biriyle konuşmak imkansız olduğunda… nefesin kesilmiş gibi oluyorsun.
Or casting me aside like an old shoe. of stifling me with a pillow- Yes, I imagine she dreams.
Veya eski ayakkabı gibi çöpe atmayı hayal ettiğini düşünüyorum.- Epey oluyor.- Evet, beni yastıkla boğmayı.
Of stifling me with a pillow- Yes, I imagine she dreams or casting me aside like an old shoe.
Veya eski ayakkabı gibi çöpe atmayı hayal ettiğini düşünüyorum.- Epey oluyor.- Evet, beni yastıkla boğmayı.
ignores its people's desires, with or without a dictatorship, it ends up stifling those desires.
olmasın bunun halkın istekleri olduğunu görmezden geldiğinde bu istekleri boğmakla neticelenir.
You and your promises are nothing but hot air, like this… this stifling little room, which I predict will become your mausoleum.
Hem sen hem de verdiğin sözler Hepsi, mezarın olacağını tahmin ettiğim bu daracık oda gibi havayla dolusunuz.
nonbelievers, all those who labor under the stifling control of monopolistic capitalism.
inanmayanların tekelci kapitalizmin boğucu kontrolü altında kim varsa hepsinin gücünü birleştirecek bir hükümete ihtiyacımız var.
Jonah feels the heralding presentiment of that stifling hour, when the whale shall hold him in the smallest of his bowels' wards.
battı, Jonah hissediyor bu boğucu saat habercisi malum balina onu yapacaktır. onun bağırsakları koğuşta küçük.
Rather than stifling press freedom and intimidating journalists into silence it is vital that
basın özgürlüğünü boğmak, gazetecileri susturmak yerine basının kendi işini yapmasına izin vermesi,
Results: 65, Time: 0.0585

Top dictionary queries

English - Turkish