Bundan vazgeç, doğrusu Rabbinin emri gelmiştir. Onlara, şüphesiz,
You seek the Hammer of Tek, and you would wish to destroy the greatest magic of all time and forsake your destiny as a necromancer.
Sen, Tekin Hammer aramak ve tüm zamanların en büyük sihirli yok etmek isteyen olur ve bir necromancer kaderini terk.
So taste, because you neglected the meeting of this day of yours; surely We forsake you; and taste the abiding chastisement for what you did.
Bugüne kavuşmayı unutmanızın karşılığını görün; doğrusu Biz de sizi unuttuk, yaptıklarınıza karşılık ebedi azabı tadın'' deriz.
It was said O Abraham! Forsake this! Lo! thy Lord's commandment hath gone forth, and lo! there cometh unto them a doom which cannot be repelled.
Ey İbrahim dediler, vazgeç bundan, şüphe yok ki Rabbinin emri gelip çatmıştır ve şüphe yok ki onlar reddine imkan olmayan bir belaya uğrayacaklar.
So taste, because you neglected the meeting of this day of yours; surely We forsake you; and taste the abiding chastisement for what you did.
Tadın azabı, şu güne ulaşacağınızı unuttuğunuzdan dolayı, şüphe etmeyin ki biz de unuttuk sizi ve tadın ebedi olarak azabı yaptıklarınıza karşılık.
But the destruction of transgressors and sinners shall be together, and those who forsake Yahweh shall be consumed.
Ama başkaldıranlarla günahlılar Birlikte yıkıma uğrayacaklar. RABbi terk edenler yok olacak.
So taste, because you neglected the meeting of this day of yours; surely We forsake you; and taste the abiding chastisement for what you did!
O gün onlara şöyle diyeceğiz: Bu güne kavuşmayı unutmanızın cezasını şimdi tadın bakalım! Doğrusu biz de sizi unuttuk; yaptıklarınızdan ötürü ebedi azabı tadın!
so He made them forsake their own souls:
bu yüzden Allahın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.
so He made them forsake their own souls:
böylece O da onlara kendi nefislerini unutturmuş olanlar gibi olmayın.
so He made them forsake their own souls: these it is that are the transgressors.
onlara öz benliklerini unutturdu. Yoldan çıkmışların ta kendileridir onlar.
the winds forsake us, our men weaken and die.
rüzgar bizi terk ediyor. İnsanlarımız zayıflıyor ve ölüyorlar.
Tomorrow, you're going to take the black, forsake all claim to your inheritance and start North.
Yarın, mirasının tamamından vazgeçip siyahlara bürünerek, kuzeye doğru yol alacaksın.
They said,'Why, hast thou come to us that we may serve God alone, and forsake that our fathers served?
Dediler ki:'' Sadece ALLAHa kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını terkedelim diye mi bize geldin?
If God is there to help you none will overcome you; and if He forsake you, who will help you other than Him?
Allah size yardım ederse hiç kimse size galip gelemez. Eğer sizi yüzüstü bırakırsa Ondan başka size kim yardım edebilir?
If God is there to help you none will overcome you; and if He forsake you, who will help you other than Him?
Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder?
They said: Hast come unto us that we should serve Allah alone, and forsake what our fathers worshipped?
Dediler ki:'' Sen bize yalnızca Allaha kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarınızı bırakmamız için mi geldin?
what they used to fabricate will forsake them.
uydurmakta oldukları şeyler onlardan kaybolup gider.
Turkce
Български
Deutsch
Ελληνικά
عربى
বাংলা
Český
Dansk
Español
Suomi
Français
עִברִית
हिंदी
Hrvatski
Magyar
Bahasa indonesia
Italiano
日本語
Қазақ
한국어
മലയാളം
मराठी
Bahasa malay
Nederlands
Norsk
Polski
Português
Română
Русский
Slovenský
Slovenski
Српски
Svenska
தமிழ்
తెలుగు
ไทย
Tagalog
Українська
اردو
Tiếng việt
中文