SQUINT in Turkish translation

[skwint]
[skwint]
şaşı
cross-eyed
squint
cross-eyes
cockeyed
lazy
googly
goggle
with the lazy eye
gözlerini kısman
inek
cow
nerd
geek
nerdy
cattle
geeks
geeky
dork
şaşıgöz
squint
crosseyes

Examples of using Squint in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Squint your eyes and you will see.
Kıs gözlerini, göreceksin öteyi.
Squint your eyes and look from above.
Gözlerini kıs ve yukarıdan bak.
Squint your eyes a week from now, and you will see me still sitting here.
Bu andan bir hafta sonra kıs gözlerini, beni burada oturuyor bulacaksın.
You can squint your eyes at me, but you can't frighten me.
Öyle gözlerini kısarak bakabilirsin ama beni korkutamazsın.
I needed a squint, so don't read anything into it.
Benim de bir ineğe ihtiyacım vardı, yani altında bir şey arama.
That cute squint?
O şirin inek mi?
Squint your eyes, and then pretend you're in Paris.
Gözlerini kısarak bak ve Pariste olduğunu farzet.
You won't have to squint your eyes anymore.
Artık gözlerini kısmak zorunda kalmayacaksın.
who squint at things.
bir konuda inekleyenler.
Gracie, please, don't give me the squint.
Gracie, lütfen… Bana şaşı bakma.
And look at Hitchcock. Now squint your eyes.
Şimdi de gözlerinizi kısıp Hitchcocka bakın.
If you give her a funny voice or a funny walk, a squint, I will notice.
Garip bir sesle konuşur garip yürür, şaşı bakarsa dikkatimden kaçmaz.
A squint, If you give her a funny voice I will notice. or a funny walk.
Garip bir sesle konuşur… garip yürür, şaşı bakarsa dikkatimden kaçmaz. Komikliğe kalkışma.
you kinda have to squint a little.
biraz gözlerini kısman gerekiyor, ama.
But will hit the goal! Squint will aim at Kara, Now Kara will run the same distance.
Kaleye atmış olacak! Şimdi Kara aynı mesafede diğer tarafa nişan aldırıyor, Şaşıgöz, Karayı hedef alınca.
If you would pass the pub as fast as you pass the chapel you would be better off, little squint.
Kilisenin yanından geçtiğin hızla barın da yanından geçsen, çok daha iyi olur, küçük şaşı.
who diagnosed a latent squint and recommended that Chatwin take a six-month break from his work at Sotheby's.
kendisine gizli şaşılık teşhisi koydu ve Sothebysde yaptığı işe en az altı ay ara vermesini önerdi.
The sun was shining so bright, I had to squint my eyes as they drove away.
Güneş o kadar parlaktı ki, onlar arabayla giderken gözlerimi kısmam gerekiyordu.
If you tilt your head to the right and squint your eyes a little you can just about make out Elvis' profile.
Eğer kafanızı hafif sağa yatırır ve gözlerinizi biraz kısarsanız Elvisin profilini görebilirsiniz.
Sunken deep beneath the surface. And if you lean over the edge and squint your eyes just right, that had driven off the cliff over the years you can barely make out the gray shapes of all the cars.
Kıyıdan eğilip yan tarafa doğru bakarsan… senelerdir uçurumdan denizin derinliklerine yuvarlanan… bütün arabaların belirsiz şekillerini zar zor fark edebilirdin.
Results: 52, Time: 0.054

Top dictionary queries

English - Turkish