TIME ITSELF in Turkish translation

[taim it'self]
[taim it'self]
zamanın kendisi
zamanın kendisini
zamanın kendisinden
zamanın kendisinin
zamanin kendisi

Examples of using Time itself in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
And then shall come a plague so that time itself can be broken.
Ve sonra bir veba gelecek böylece zamanın kendiside bozulacak.
We protect history, safe guard time itself.
Biz tarihi koruyoruz, zamanın ta kendisini.
We protect history, safeguard time itself.
Biz tarihi koruyoruz, zamanın ta kendisini.
Dials looked like the signs of gay bars, Why, you wouldn't even look at a clock unless hours were lines of coke, or time itself was a fair hustler in black leather.
Veya zamanın kendisi siyah deriler içinde ibne bir fahişe olmadıkça. kadranlar gay bar tabelaları… Saat hatları kokain çizgileri.
And now, in a scene as old as time itself, the female, now a mother, presents her baby to the father.
Simdi anne olmus bir disi, babaya yavrusunu sunuyor. Zamanin kendisi kadar eski bir sahnede.
What battle? There's only one true enemy in this world: time itself.
Bu dünyada sadece bir gerçek düşman var, Zamanın kendisi. Ne savaşı?
Whose vile existence contaminated time itself…"affecting history…"with their sadistic wickedness.
Bunların sefil varlıkları zamanın kendisini de kirletmiş ve sadistçe kötülükleriyle tarihin akışını etkilemişti.
What battle? time itself. There's only one true enemy in this world?
Bu dünyada sadece bir gerçek düşman var, Zamanın kendisi. Ne savaşı?
stronger than time itself… still sobbing for its unlived days…
Cathynin aşkı zamanın kendisinden daha güçlü… yaşanmamış günleri için hala ağlıyor…
It's primeval inhabitants were a murderous race of creatures… whose vile existence contaminated time itself… affecting history with their sadistic wickedness.
Bunların sefil varlıkları zamanın kendisini de kirletmiş… ve sadistçe kötülükleriyle tarihin akışını etkilemişti.
in a scene as old as time itself, the female, now a mother, presents her baby.
babaya yavrusunu sunuyor. Zamanın kendisi kadar eski bir sahnede.
Cyclops possesses powers older than time itself, and he was hesitant to use this weapon,
Kiklops zamanın kendisinden bile daha eski güçlere sahip fakat bu gücü kullanmaya tereddüt etmiş,
It's primeval inhabitants were a murderous race of creatures… whose vile existence contaminated time itself… affecting history with their sadistic wickedness.
Ve sadistik kötülükleriyle… zamanın kendisini de kirletmiş… ölümcül bir yaratık ırkıydı… İçinde yaşamış olan en eski canlılar… bunların sefil varlıkları.
This man would argue that the world is filled with people who are unstuck in time and that time itself may be all in our heads.
Bu adam dünyanın, zamanda serbestçe dolanabilen insanlarla dolu olduğunu ve zamanın kendisinin kafalarımızın içinde olabileceğini iddia ediyor.
Not a ghost… But Cathy's love, stronger than time itself… Still sobbing for its unlived days.
Fakat Cathynin aşkı zamanın kendisinden daha güçlü… Hayaleti değil… yaşanmamış günleri için hala ağlıyor.
It's primeval inhabitants were a murderous race of creatures… whose vile existence contaminated time itself… affecting history with their sadistic wickedness.
Ölümcül bir yaratık ırkıydı…… ve sadistik kötülükleriyle… zamanın kendisini de kirletmiş… Bunların sefil varlıkları… tarihin akışını etkilemişti.
where time itself seems to stand still.
evrenin başka yerlerinde, zamanın kendisinin durduğu yerler.
Dials looked like the signs of gay bars, or time itself was a fair hustler in black leather. Why, you wouldn't even look at a clock unless hours were lines of coke.
Kadranlar gay bar tabelaları… Saat hatları kokain çizgileri, veya zamanın kendisi siyah deriler içinde ibne bir fahişe olmadıkça.
Time itself began.
Zaman başlamıştır.
Across time itself.
Zamanın içinden.
Results: 988, Time: 0.0439

Word-for-word translation

Top dictionary queries

English - Turkish