PROLONGED in Turkish translation

[prə'lɒŋd]
[prə'lɒŋd]
uzun süre
long
long time ago
prolonged
uzun uzun
long
at length
lengthy
linger
tall
prolonged
longingly
uzun süren
long
long time ago
prolonged
uzamış
to grow
uzayan
to grow

Examples of using Prolonged in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Perhaps my scraps are prolonging a life that shouldn't be prolonged.
Artıklarım var olmaması gereken bir hayatı belki uzatabilir.
After a prolonged friendly conversation, Jaime brutally kills
Uzun bir dostça konuşmadan sonra Jaime,
Did you know that prolonged periods of malnutrition can cause diabetes?
Uzun yetersiz beslenme periyotlarının şeker hastalığına neden olabileceğini biliyor muydunuz?
It combines physical fitness with the ability to heighten a woman's pleasure during prolonged lovemaking.
Fiziksel sağlıkla, kadının uzun seks sırasında aldığı zevki artırma yeteneğinin birleşimi.
It's more like a prolonged engagement.
Daha çok uzatmalı nişanlılık diyelim.
It's a backdrop of prolonged years of drought in that part of the Sudan.
Bu Sudandaki uzun kıtlık yıllarının perde arkası.
But this child was a victim Of severe, Prolonged physical abuse.
Ama bu çocuk uzun bir süre ağır fiziksel tacize maruz kalmış.
There is for you by day prolonged occupation with ordinary duties.
Seni gündüzün epeyce uğraştıracak işlerin vardır.
There is for thee by day prolonged occupation with ordinary duties.
Seni gündüzün epeyce uğraştıracak işlerin vardır.
Verily there is for thee by day occupation prolonged.
Seni gündüzün epeyce uğraştıracak işlerin vardır.
I'm also to keep you amused over the duration of our prolonged voyage.
Ayrıca, uzun yolculuğumuz süresince seni eğlendirebilirim.
With the ability to heighten a woman's pleasure It combines physical fitness during prolonged lovemaking.
Fiziksel sağlıkla, kadının uzun seks sırasında… aldığı zevki artırma yeteneğinin birleşimi.
Must we endure the misery of having prolonged our lives by sacrificing others?
Diğerlerini feda ederek kendi hayatlarımızı uzatmamızın ıstırabına… katlanmak zorunda mıyız?
Yes, we're going to run the second prolonged activation test at 10:30.
Da faaliyet süresini uzatma testlerinin ikinci aşamasını yapacağız. Evet.
The ship aside, prolonged cohabitation has definitely had effects on interpersonal dynamics.
Gemi bir yana, uzun birlikte yaşama sahip… kesinlikle kişilerarası dinamikler üzerine bozar.
Definitely had effects on interpersonal dynamics. The ship aside, prolonged cohabitation has.
Gemi dışında, uzun süredir birlikte yaşamanın da… kişisel ilişkiler üzerinde etkileri oldu.
Their machines prolonged my family's life, but there wasn't much of a life.
Makineleri ailemin hayatlarını uzatmıştı ama canları kalmamıştı.
It is a fallacy that prolonged war will weaken an occupied enemy.
Savaşı uzatmanın işgal altındaki düşmanı zayıflattığı yanlış bir düşüncedir.
I won't deny this prolonged separation has been very hard.
Bu uzatmalı ayrılığın çok ağır olduğunu inkar etmeyeceğim.
We will need to keep you on a prolonged course of IV antibiotics.
Size uzunca bir süre damar yolundan antibiyotik vermemiz gerekecek.
Results: 239, Time: 0.0512

Top dictionary queries

English - Turkish