ENCOMPASSING in Turkish translation

[in'kʌmpəsiŋ]
[in'kʌmpəsiŋ]
kapsayan
covering
including
involving
encompasses
spanning
contain
kuşatmıştır
to surround
flank
to besiege
kuşatır
encompasses
surround
comprehends
ilmiyle kuşatmıştır
kuşatan
surrounding
to them
besieged
encompassing
were laying siege
beset
çepeçevre
all
encompassed
used
surrounded
which
round and
before them

Examples of using Encompassing in English and their translations into Turkish

{-}
  • Ecclesiastic category close
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
The Argonautidae are a family of cephalopods encompassing the modern paper nautiluses of the genus Argonauta along with several extinct genera of shelled octopods.
Argonautidae, birkaç soyu tükenmiş kabuklu ahtapot cinsi ile birlikte Argonauta cinsinin modern kağıt nautilüslerini kapsayan bir sefalopod familyasıdır.
to hasten the punishment, but surely, Hell is[already] encompassing those who deny the truth.
şüphe yok cehennem elbette kafirleri kuşatmıştır zaten.
The two Balkan nations were hoping to join the Schengen area, encompassing 22 EU member states, as well as non-members Iceland, Norway and Switzerland, in March.
İki Balkan ülkesi, 22 AB üye ülkesinin yanı sıra üye olmayan İzlanda, Norveç ve İsviçreyi kapsayan Schengen bölgesine Mart ayıında katılmayı umut ediyordu.
I see you in prosperity; and verily I fear for you the torment of a Day encompassing.
Sizi nimet-bereket içinde görüyorum, ama sizin için sarıp kuşatan bir günün azabından da korkuyorum.
is a time zone encompassing parts of western Canada, the western United States, and western Mexico.
batı Meksikanın bir bölümünü kapsayan bir zaman dilimidir.
Verily I see you in prosperity, and verily I fear for you the torment of a Day encompassing.
şüphe yok ki ben, bir gün sizi çepeçevre kuşatıverecek bir azaba uğramanızdan korkuyorum.
taking a total of 45 other shots encompassing 25 minutes.
45 toplam alarak 25 dakika kapsayan diğer çekim.
The Pantanal(Portuguese pronunciation:) is a natural region encompassing the world's largest tropical wetland area.
Pantanal, Brezilyada yer alan, dünyanın en büyük tropikal sulak alanı kapsayan doğal bir bölgedir.
of all things, encompassing.
Allah her şeyi ilmiyle kuşatmıştır.
The area's history is an archetypal example of inner-city regeneration and gentrification, encompassing socioeconomic, cultural, political, and architectural developments.
Bölgenin tarihi, kentsel dönüşüm ve soylulaştırmanın, sosyoekonomik, kültürel, siyasi ve mimari gelişmeleri kapsayan arketip bir örneğidir.
Digital identity is an entity's online presence, encompassing personal identifying information(PII)
Dijital kimlik, bir öğenin kimlik bilgilerini( personal identifying information, PII)
The Swiss Alps extend over both the Western Alps and the Eastern Alps, encompassing an area sometimes called Central Alps.
İsviçre Alpleri bazen Merkez Alpler olarak adlandırılan bir alanı kaplayarak hem Batı Alplerine hem de Doğu Alplerine kadar uzanır.
Ngorongoro crater is a huge volcanic caldera, encompassing 100 square miles,
Ngorongoro krateri, 160 kilometre karelik alanı kaplayan büyük bir kaldera.
The Sassanid era, encompassing the length of the Late Antiquity period,
Sasani dönemi, Geç İlkçağı kapsayarak İran Tarihinin en önemli
Verily I see you in prosperity, and verily I fear for you the torment of a Day encompassing.
Sizi nimet-bereket içinde görüyorum, ama sizin için sarıp kuşatan bir günün azabından da korkuyorum.
It's creating a disruptive field, emanating downwards from the top level, encompassing nine levels directly below it.
En üst kattan alta yayılarak dokuz kat aşağısını kaplayan bozucu bir alan yaratıyor.
Until, when all of them have arrived, Allah will say:"Did you give the lie to My Signs even without encompassing them with your knowledge?
Nihayet( oraya) geldikleri vakit Allah buyurur:'' Siz benim âyetlerimi, ne olduğunu kavramadan yalan saydınız öyle mi?
Unquestionably He is, of all things, encompassing.
Allah şüphesiz her şeyi bilgisiyle kuşatandır.
of all things, encompassing.
o, her şeyi kuşatmış, kavramıştır.
it is with great pleasure that I, Legatus Claudius Glaber, my patronage and all encompassing benefits. bestow upon Quintus Lentulus Batiatus.
ben Legatus Claudius Glaber, büyük bir zevkle… Quintus Lentulus Batiatusa… himayemi ve bunun kapsadığı bütün ayrıcalıkları sunarım.
Results: 69, Time: 0.0782

Top dictionary queries

English - Turkish