SANCTIONS in Turkish translation

['sæŋkʃnz]
['sæŋkʃnz]
yaptırımlar
sanction
enforcement
cezası
criminal
punishment
penalty
sentence
ticket
fine
detention
of recompense
retribution
judgment
müeyyideler
ambargo
embargo
blockade
sanctions
yaptırımları
sanction
enforcement
yaptırım
sanction
enforcement
yaptırımlarla
sanction
enforcement
tasdik
believe
confirm
sanctioned
the truth
confirmation
affirm
attestation
verify

Examples of using Sanctions in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
In order to evade his national sanctions, the North Koreans have become excellent smugglers.
Uluslararası yaptırımlardan kaçan Kuzey Koreliler harika kaçakçılara dönüştüler.
No, sanctions are a formality, window dressing.
Hayır, cezalar formalite, gösteriş yani.
Chinese companies joining the complex goes against the UN sanctions.
Çinli şirketler, BM yaptırımlarına karşı çıkmak üzere katılıyor.
You violated sanctions on Iran?
İran yaptırımlarını ihlal mi ettiniz?
All right? The president-elect and I do not support the Obama sanctions.
Yeni Başkanla Obama yaptırımlarını desteklemiyoruz. Tamam mı?
Do not support the Obama sanctions. The president-elect and I All right?
Yeni Başkanla Obama yaptırımlarını desteklemiyoruz. Tamam mı?
Who told him about us getting the EU arms sanctions lifted?
Ona Avrupa Birliği silah yaptırımını kaldıracağımızı kimin söylediğini bilmek istiyorum?
No jail? No sanctions?
Hapis yok, ceza yok?
It is the only way to avoid unnecessary sanctions, like happened in Bulgaria.
Bulgaristanda olduğu gibi, gereksiz yaptırımlardan kurtulmanın tek yolu bu.
If you wish to remain a member, you must face the Sanctions of ReBellement.
Üye olarak kalmak istiyorsanız isyankarlığın yaptırımlarıyla yüzleşmelisiniz.
Coridan will never agree to any trade sanctions.
Coridan, herhangi bir ticari yaptırımı asla kabul etmez.
Turkey to keep trade ties with Iran despite sanctions.
Türkiye, İran ile ticari ilişkilerini yaptırımlara rağmen sürdürecek.
the United Nations should lift economic sanctions on that country.
Birleşik Devletler bu ülke üzerindeki ekonomik yaptırımlarını kaldırmalı.
Kunami's compliance with the sanctions. What were we monitoring?
Neyi gözlemliyorduk? Yaptırımlara uyup uymadıklarını?
What were we monitoring? Kunami's compliance with the sanctions.
Neyi gözlemliyorduk? Yaptırımlara uyup uymadıklarını.
The US is preparing new sanctions against Russia.
ABD, Rusyaya karşı yeni yaptırımlara hazırlanıyor.
I'm gonna spend the weekend drafting a motion against you for sanctions.
Hafta sonunu sana ceza uygulanması için dilekçe yazarak geçireceğim.
We demand an embargo and trade sanctions against Rutia.
Rutiaya ambargo konulmasını ve tüm ticaretin askıya alınmasını talep ediyoruz.
And the other attorney has brought a motion for sanctions?
Ve karşı avukat müeyyide mi talep ediyor?
These economic sanctions have pushed Japan into the war.
Bu ekonomik yaptirimlar Japonyayi savasa itmisti.
Results: 277, Time: 0.0429

Top dictionary queries

English - Turkish