BLEAK in Turkish translation

[bliːk]
[bliːk]
kötü
bad
evil
terrible
badly
awful
nasty
poor
horrible
wicked
ill
bleak
kasvetli
gloom
of melancholy
doldrums
tatsız
unpleasant
tasteless
distasteful
bland
grim
unsavory
flavorless
disagreeable
bleak
unpalatable
soğuk
cold
cool
chilly
frigid
icy
freezing

Examples of using Bleak in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
And Mercury is tiny, bleak, and super hot.
Ve Merkür çok küçük, soğuk ve çok sıcak.
That it's hopeless and bleak♪.
Ama bu demek değil ki her şey umutsuz ve kötü.
It's just that things have started to look a little bleak.
Sadece durum biraz umutsuz görünmeye başladı.
how bleak a world it would be.
dünya ne kadar tatsız bir yer olur.
She was pretty bleak. Before I left she was like, I have to use the bathroom.
Gitmeden önceki hali Banyoyu kullanmam gerek.- Çok umutsuzdu.
Natural selection can seem bleak for many biologists.
Doğal seçilim birçok biyoloğa iç karartıcı görünebilir.
But that doesn't mean that it's hopeless and bleak.
Ama bu demek değil ki her şey umutsuz ve kötü.
It's just that things have started to look a little bleak.
Umutsuz mu? Sadece durum biraz umutsuz görünmeye başladı.
the weddings are a bleak affair.
Ama şu evlilikler de çok tatsız olay.
That's bleak.
Bu çok iç karartıcı.
London's so bleak this time of year.
Londra yılın bu zamanında çok iç karartıcı.
That's awfully bleak.
Bu çok iç karartıcı.
My hands, cold and bleak, it's the warm hearts they seek.
Soğuk ve kasvetlidir ellerim, sıcak kalpleri arar dururlar.
It's the warm hearts they seek. My hands, cold and bleak.
Soğuk ve kasvetlidir ellerim, sıcak kalpleri arar dururlar.
It was full of bleak landscape photos.
İç karartıcı manzara resmi doluydu.
It was really bleak, so we lived like this.
Çok kasvetliydi, bu yüzden böyle yaşadık.
Things look bleak, and you must be feeling very alone.
Herşey olumsuz görünüyor ve kendini yalnız hissediyor olmalısın.
You found it bleak?
Siz mi karamsar buldunuz?
That bleak.
Böyle akıyorum!
It's harder to be bleak if you're playing"Knees Up.
Bunu çalarsan hüzünlü olmak biraz zor.
Results: 243, Time: 0.0862

Top dictionary queries

English - Turkish