LINGER in Turkish translation

['liŋgər]
['liŋgər]
oyalanın
votes
needlepoint
kal
to stay
to remain
not
to keep
stick
here
to be
to be left
uzun uzun
long
at length
lengthy
linger
tall
prolonged
longingly
linger

Examples of using Linger in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
A better approach is to drive very conservatively… go below the speed limit and linger at stop signs.
En iyi yaklaşım çok ihtiyatlı sürmektir. Hız limitinin altında kalın ve dur işaretlerinde oyalanın.
It can linger as a memory burned into one's mind of a parent taken too soon. Or burrow into one's soul as self-doubt over a child's rejection.
Ailesi elinden alınmış birinin aklına kazınmış bir hatıra gibi kalıcı ya da evladının reddine karşı kişinin ruhuna kazınmış bir şüphe olabilir.
Where the bells come down But here, in this corner… from heaven and the echoes linger.
Ama zillerin cennetten duyulduğu ve uzun uzun yansıdığı bu köşede… ya da kırların sessizliğiyle buluştukları tarlalarda.
I took the male leap that it was meant to be noticed and let my eyes linger in hopes that you would be flattered.
Farketmem için yaptığın erkeksi bir izlenime kağıldım ve gözlerimin oyalanmasına müsade ederek. gururunu okşayabileceğimi umut etmiştim.
Believers, why is it that when it is said to you:'March in the Way of Allah' you linger with heaviness in the land?
Ey iman edenler, ne oldu ki size, Allah yolunda savaşa kuşanın denildiği zaman, yer( iniz) de ağırlaşıp kaldınız?
And in that way… long after we are gone… our smell… our smell will linger… in some… gas station in Toronto, in some office cubicle in Tokyo.
Ve bu şekilde biz gittikten çok sonra kokularımız, kokularımız kalmaya devam edecek bazı Toronto benzin istasyonlarında Tokyoda bazı ofis hücrelerinde.
But here, in this corner where the bells come down from heaven and the echoes linger or in the fields where they come across the quiet of the countryside my voices are in them.
Ama burada, çanların cennetten indiği… ve yankılarının ayrılmadığı bu köşede ya da kırın sessizliğiyle karşılaştıkları çayırlarda,… benim seslerim onlarda.
Fox 13 vice president and general manager Bob Linger says the station has been completely vindicated by the ruling.
Fox 13 başkan yardımcısı ve genel müdürü Bob Linger bu kararla istasyonun tamamen aklandığını söyledi.
I am aware people are losing patience and certain problems' solutions linger for years, but still, I do not
İnsanların sabırlarının tükendiğinin ve bazı sorunların çözümünün yıllarca uzadığının farkındayım, ama yine de,
Lingering radiation meant that anyone who died became a zombie.
Kalıcı radyasyon, ölen herkesi zombi yapar.
I was looking for something more… lingering.
Ben daha kalıcı bir şey bekliyordum.
That I have given to gain peace. A deliberate lingering threat after all.
Kasten kalıcı olan bir tehdit barış için verdiğim onca şeyden sonra.
I am hopeless. No lingering eye contact?
Kalıcı göz teması? Çocuk sesi?
Felt trapped, with no way out. That lingering, echoing melody.
Kalıcı, yankılanan melodi çıkış yolu olmadan kapana kısılmış hissettim.
A deliberate lingering threat after all that I have given to gain peace.
Kasten kalıcı olan bir tehdit barış için verdiğim onca şeyden sonra.
The lingering scent of divinity.
Tanrısallığın kalıcı kokusu.
Not real feelings… just, like, lingering urges.
Gerçek duygular değil aslında-- Kalıcı arzular diyelim.
The lingering taste of ancient, mossy oak.
Kadim meşe ağacının yosunlarının kalıcı tadı.
Is work that I am extremely passionate about. Raising awareness of the supernova's lingering impact.
Bilinçlendirme son derece tutkulu olduğum bir iş. süpernovanın kalıcı etkisinin.
No friendship, no lingering feelings.
Dostluk yok, kalıcı duygular yok.
Results: 41, Time: 0.0604

Top dictionary queries

English - Turkish