INDULGING in Turkish translation

[in'dʌldʒiŋ]
[in'dʌldʒiŋ]
şımarttığın
pampering
i̇zin
sign
trace
mark
trail
prints
tracks
scar
footprints
impression
indication

Examples of using Indulging in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Indulging in my passion for photography.
Fotoğrafçılık tutkumu tatmin ediyorum.
Content to waste his life spread-eagled on pillows, forever indulging himself in the pleasures of the palm.
Sonsuza kadar kendini şımartmak avuç içi zevklerinde. Bir puset, hayatını boşa harcamaktan memnun yastıklara serpiştirilmiş.
If we can snare this class of woman into indulging herself, then we shall be as rich as they are.
Bu sınıftaki kadınların kendilerini şımartmalarını sağlayabilirsek biz de onlar kadar zengin olabiliriz.
Then again, only caring about feeling good, indulging in sensual pleasures all day and all night.
Sonra yeniden,'' iyi hissettiğim anları'' düşünürüm,… tensel zevklerle her gün ve her gece şımardığımı.
I have arranged a small surprise for indulging your poor old mother on the last day of your summer vacation.
Zavallı Annene yaz tatilinin son gününde hoşgörü gösterdiğin için küçük bir sürpriz hazırlamıştım.
Do you think that indulging yourself in some James Dean,"Greased Lightning" fantasy that you're gonna prove you're a better man than I am?
Kendini James Dean fantezisine kaptırarak, benden daha iyi olduğunu kanıtlayacağını mı sanıyorsun?
That's good because I'm getting tired of indulging in the dreams of a man who can hardly look me in the eye.
Güzel, çünkü gözlerimin içine bakmaya dahi tenezzül etmeyen bir adamın hayellerini yerine getirmekten sıkıldım.
I'm curious to hear how you indulging your friend will actually be a favor to me?
Çok merak ediyorum aslında benim için bir iyilik yapıyorken arkadaşını nasıl memnun edeceksin?
so thank you in advance for indulging me.
peşinen bana katlandığınız için hepinize teşekkür ederim.
You indulge in guilt, Ganthet.
Suçluluğun seni şımartıyor, Ganthet.
She indulges him.
Onu şımartıyor.
But Benny indulges him.
Ama Benny onu şımartıyor.
The truth is, everyone else indulges me, so I indulge myself.
Gerçek şu ki, herkes beni şımartıyor, böylece kendimi şımartıyorum..
Please, indulge me for a moment.
Bir süreliğine izin verin lütfen.
Why indulge them?
Niye müsamaha gösteriyoruz ki?
If you will indulge me, sir, what is that exotic aroma?
Beni mazur görürseniz, bu değişik koku nedir?
She couldn't indulge in strenuous activities like handball, but otherwise, she was fine.
Hentbol gibi yorucu etkinliklerde zevk alamadı, ama onun dışında iyiydi.
Totally indulged and adored.
Tamamen şımartılmış ve ona tapılmış.
We met at a conference, in Budapest four years ago. Indulge me.
Beni şımart. Dört yıl önce Budapeştede bir konferansta buluştuk.
Indulge me. We met at a conference, in Budapest four years ago.
Beni şımart. Dört yıl önce Budapeştede bir konferansta buluştuk.
Results: 40, Time: 0.0668

Top dictionary queries

English - Turkish