IMPOSED in Turkish translation

[im'pəʊzd]
[im'pəʊzd]
dayatılan
to impose
to force
empoze
impose
notralis
koydu
put
in
to resist
lay
uyguladığı
to enforce
to implement
to apply
to practice
follow
to uphold
to practise
exerting
to impose
administering
zorla kabul ettirmişti
dayattığı
to impose
to force
koyduğu
put
in
to resist
lay
dayatılmış
to impose
to force
uyguladı
to enforce
to implement
to apply
to practice
follow
to uphold
to practise
exerting
to impose
administering
dayatma
to impose
to force

Examples of using Imposed in English and their translations into Turkish

{-}
  • Colloquial category close
  • Ecclesiastic category close
  • Ecclesiastic category close
  • Computer category close
  • Programming category close
Men imposed violence on 31 women in May.
Erkekler Mayısta erkekler 31 kadına şiddet uyguladı.
I want diversity of opinion ended, And uniformity imposed.
Fikir ayrılıklarının bitmesini, ve birliğin empoze edilmesini istiyorum.
Narcisse imposed a tax on them and I was blamed.
Narcisse onlara vergi dayattı ve suçlusu ben oldum.
Currently, there is a 10% tax imposed on these products.
Şu anda bu ürünlere yüzde 10 oranında vergi uygulanıyor.
And the British imposed a tax on all the tea coming into the 13 colonies.
İngilizler 13 koloniye gelen çay üzerinde bir vergi koymuşlardı.
Probably I will die of apoplexy enforcing insane laws imposed by incompetent administrators.
Muhtemelen felçten öleceğim beceriksiz yöneticilerin koyduğu aptalca kuralları uygularken.
President Ford imposed an economic embargo.
Başkan Ford, ekonomik ambargo dayatıyordu.
May 1968 imposed intellectual and moral relativism on us.
Mayıs 1968 bizlere entelektüelliği ve ahlaki göreceliliği dayattı.
Actually, I'm sorry, isn't that imposed value?
Aslında… o dayatılan değer değil mi?
Education is a system of imposed ignorance.
Eğitim dayatılmış cehalet sistemidir.
We must bow to feminine norms… imposed by advertising… to earn recognition.
Takdir kazanmak için reklamlar tarafından dayatılan kadınsı normlara boyun eğmeliyiz.
Turkey has started negotiations for membership, however, it faces difficulties imposed by Cyprus.
Türkiye üyelik müzakerelerine başlamasına karşın Kıbrıs Rum Kesimi tarafından dayatılan güçlüklerle karşılaşıyor.
He felt destiny imposed a new task upon him… a definitive task.
Kaderin, ona yeni bir görev verdiğini hissetmişti…''… nihai bir görev.
Hierarchically imposed.
Hiyerarşik olarak dayatılan.
I follow the path imposed on me.
Bana verilen yolu takip ediyorum.
If not, it will be a resolution imposed on them by the Security Council.
Edilmezse, bu onlara Güvenlik Konseyi tarafından dayatılmış bir karar olacak.
She imposed the work on him.
O, işi ona yükledi.
Duties imposed by our Lord himself.
Tanrının bizzat kendisi tarafından dayatılmış görevleri.
That is the penalty We imposed on them for their disobedience.
Bu, zulümleri yüzünden onlara verdiğimiz cezadır.
You have had an awful lot of changes imposed on you in recent days.
Son günlerde bir sürü değişikliğe maruz bırakıldın.
Results: 148, Time: 0.081

Top dictionary queries

English - Turkish